🐱 2 Yaş Çocuğun Kreşe Alışma Süreci

Forum> Yaşa Göre Çocuk Eğitimi > 0-6 Yaş Çocuk Eğitimi > Kreş-Anaokulu > kreste ilk 3 gunden sonra aglama. Hatta o arkadaşının annesiyle de görüşüp alışma sürecine yardımcı olabilir. baharibeklerken Bunu beğendi insanın kanadı, gayretidir. (mevlana) anayuregi. Kreşhizmetleri 0-3 yaş arası çocukların gündüz eğitimini kapsayan uygulamalar zinciridir. Burada çocuklar korunmalı bir ortamda zamanlarını geçirirken temel 0 16 1 dakika okuma süresi. Çocuğun alışma sürecinin aile ile birlikte yürütüldüğü bir Sonuçitibariyle kreşte 2. haftanın sonundayız. Bu 2 hafta nasıl geçti derseniz; duygu yoğunluğu, sabır, kaygı, yorgunluk, pes etmek, yeniden umutlanmak, yeniden pes etmek ve emin olmadığım anlık zaferler şeklinde özetleyebilirim. Kreş öncesi oryantasyon sürecimiz günler öncesinden başta Mickey Mouse ve Cino ismindeki Lockea göre çocuğun gelişimdeki en önemli odak noktalarından biri de çocuklarla bir şey yapılması ya da çocuğun bir şeyler yapması isteniyorsa oyunlaştı-rılması gerektiği görüşünü savunmaktadır. 34. C 0-36 aylık çocukların eğitimlerini veren kreş ve gün-düz bakım evleri Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlı- Buliste uzar gider. Okula alışma süreci çok kritik bir öneme sahip. Anne babalar bu konuda uzmanlık sahibi olmak zorunda değiller. Anne baba, uzman olduğuna güvendiği okulu seçmekle yükümlü. Ötesi yani çocuğun güvenle okuluna bağlanmasının aile ile işbirliği içinde planlanması okulun uzmanliginda gerçekleşmeli. Kreşebaşlama ve alışma sürecinde ebeveynlerin kafasında soru işaretleri olabilir. Bu süreçte çocuğun ebeveyni ile arasındaki bağların zarar Anasayfa. Üyelik. Tüm Yazarlar. enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp. İçerik Yönetimi . İçerik Ekle . Yazar Sayfam . KurumUygulamaları Final 4. Deneme Sınavı - AOF.SORULAR.NET. Kurum Uygulamaları Final 4. Deneme Sınavı. Toplam 20 Soru. Diğer "Kurum Uygulamaları" Sınavları. PAYLAŞ: 1.Soru. I. Şehit Yakınları Ve Gaziler Genel Müdürlüğü. Ajnic. Göçmen Anneler’in kreşe başlatma süreciyle ilgili soruları ışığında Pedagog ve Okul Öncesi Eğitmeni Hatice Bisgin kaleme aldı; Çocuğum ne zaman kreş ya da anaokuluna başlamalı; doğru zaman ne zaman? Her çocuğun gelişme hızı, karakteri, yapısı ve onu etkileyen dış etkenler ne kadar farklıysa, okula başlamanın doğru zamanı ve yaşı da o kadar farklı olabiliyor. Avrupa genelinde en sık kreşe başlama yaş aralığı iki ila üç yaş arası iken, çok daha erken kreşe başlayan çocuk sayısı giderek artmakta. Tüm çocuklar için geçerli olan doğru ya da yanlış bir kreşe başlama yaşı yoktur zira doğru zamanı bir çok etken belirler. Her insanın yaşamı ve karakteri farklıdır, dolayısıyla en doğru olan yaklaşım bireysel olandır. Bu çocuk için de böyledir • Ebeveynlerin çalışma durumu • Çocuğun başka çocuklara giderek artan ilgisi • Ev ortamında ya da günlük hayatta kısıtlı şekilde sağlanılabilen sosyalleşme olanakları • Yeni dil öğrenimi ya da mevcut olan dilin gelişimi • Evde çocuğa bakma sorumluluğunun büyük kısmını üstlenmiş olan ebeveynin fiziksel ve ruhsal durumu • Yeni yerleşilen ülkeye her açıdan alışma ve yerleşme süreci • Çocuğun okul ya da kreş konusuna duyduğu ilgi • Pedagojik destek gereksinimi • Çocuğun gidebileceği alternatif yerler ya da farklı çözümler mesela bakıcı • Çocuğun pozitif gelişimi için gereken bir ya da daha fazla gelişim alanında ihtiyaç duyulan destek… Tüm bunlar sadece kreşe başlamadan önce karar aşamasında göz önünde bulundurulacak unsurlardan bir kaçı. Bu unsurlar da ailenin ve çocuğun durumuna göre değişebilir. Okul Seçimi; kreş mi yoksa anaokulu mu? Zamanlama kadar doğru okul ya da kreş seçimi de kafa karıştıran bir konudur. Bu noktada ailenin ve çocuğun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hareket edilmelidir. Belli başlı göz önünde bulundurulması gerekenleri özetlersek • Konsept • Eve yakınlığı • Açılış ve kapanış saatleri • Ücret • Hijyen • Sınıfların yaş bölümü • Çalışan sayısı ve sınıfta öğretmen başına düşen çocuk sayısı • Çocuklara fiziksel hareket alanlarının olup olmaması • Sunulan hizmetler aktivite, yemek, geziler, özel destek, çalışanların uzmanlık alanları, vb. • Okulun çocuğa bakış açısı • Gelişim dokümentasyon seçenekleri, … Yukarıdakiler ve daha fazlası en iyi biçimde sağlanmış olsa bile, değinmek istediğim çok daha önemli olan bir nokta var Güven. Eğer çocuğunuzu emanet ettiğiniz okula ve öğretmene karşı güven duyamıyorsanız, en iyi konsept, sunulan en farklı aktivite ve hizmetler işe yaramayacaktır. Çocuklar, ailelerin duyduğu şüpheyi, tedirginliği ve güvensizliği hissederler. Bu durum ise kalan herşeyi olumsuz yönde etkiler. Kayıt ya da okulu gezme amaçlı gidilen ziyaretlerde, iki tarafın da beklentileri hakkında konuşmak faydalı olabilir. Okul ve aile arasında, güven ve saygı üzerinde kurulmuş sağlıklı bir iletişim herşeyden önemlidir. Bu iki taraf için de geçerlidir, çünkü öğretmen de ilk başta çocuğunuz ve durumunuz hakkında verdiğiniz bilgiler doğrultusunda bir izlenim edinecektir. Okula alışma süreci Okula alışma ya da alıştırma süreci dediğimiz okula başladıktan sonraki zaman da çoğu zaman stresli olabiliyor. Farklı okulların farklı alıştırma süreçleri vardır ve her bir ülkede farklı bir yaklaşım yaygın olabilir. Her açıdan en sağlıklı ve uygun konseptler; baştan sonra bir süreç içeren, çocuğu aşamalı olarak alıştıran konseptlerdir. Örnek olarak Berlin ve Münih alıştırma modelleri en bilinenler arasındadır. Münih modeli, Reggio pedagojisine yakın olmakla birlikte daha çok çocuğu ön plana koyarken, Berlin modeli velilerin ve öğretmenlerin bakış açısını da kapsar. Benim kişisel yaklaşımıma göre; günümüzün genel günlük yaşam şartlarına dayanarak, Berlin modeli en sağlıklısıdır, sadece çocuğun değil, ailenin durumuna göre esnekliğe de yer verir. Berlin Modeli; Temel Evre, Sağlamlaştırma ve Ayrılma Evresi, Bitiş Evresi olmak üzere 3 ana bölüme ayrılır. 1- Temel Evre İlk üç gün, anne veya babanın çocukla birlikte kreşte durur; ilk gün bir saat, ikinci gün iki saat, üçüncü gün üç saat olmak üzere, çocuğun kreşte kaldığı süreyi giderek artırılır. Oyunlara veya aktivitelere katılması için çocuğa ısrar edilmez, amaç çocuğun gözlemlemesi ve ebeveyniyle birlikte ortama güven duymasıdır. 2 – Sağlamlaştırma ve Ayrılma Evresi Takriben 4. ila 10. günleri kapsayan günlerde, ebeveynin çocuğun yanından kısa sürelerle ayrılmaya başlar ve her gün ayrı kaldığı çocuğun göremeyeceği bir yerde beklediği süreyi giderek artırır. Çocuğun yanında kaldığı sürelerde de çocukla aktif olarak ilgilenmez, kendini geri planda tutar. Bu evrenin amacı; çocuğun öğretmenine güvenmesi, alışması, ebeveyni olmadan orada durabilmeye alışmasıdır. 3- Bitiş Evresi sonra başlayan bu evrede ebeveyn artık kreşte durmaz, çocuk ailesinin gidişini protesto edip ağlasa bile öğretmenin kendisini teselli etmesine izin verir. Yine de ebeveynlerin telefonla ulaşılabilir olması ve çocuğun ısrarcı protestosu ihtimaline karşı her an okula gelmeye hazır olmaları önerilir. Bu 3 evrenin ardından çocuğun en fazla 3 hafta içinde okula tamamen alılacağı öngörülür. Okula başlama sürecinde farklı okulların ve ülkelerin farklı alıştırma süreci konseptlerini kıyasladığınızda aradaki farklar şaşırtıcı gelebilir. Örneğin, hiç aklınıza yatmayan, fakat alternatifi olmadığı için kabul etmek zorunda olduğunuz bir alıştırma süreci konsepti ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu noktada, güvenip denemekten başka bir çareniz olmayabilir. Bu durumda, eğer aylar sonra bile pozitif gelişmeler yaşanmıyorsa ve bir türlü güven duygusu sağlanamadıysa yani sağlıklı iletişim imkansızsa, başka okullara bakmak faydalı olacaktır. Biz bunların olmadığını varsayalım ve normal’ bir alıştırma sürecini düşünelim. Bu durumda güvene istikrar’ da ekleniyor. Eğer alıştırma sürecinde veli istikrarlı olmakta zorluk çeker ve kararsız bir şekilde ilerlerse, bu durum çocuğa da yansır. Elbette ailesinden ayrı kalmaktan başta hoşlanmayan çocuk, ailesinden etkilenir ve hissettiği ya da açık şekilde yaşadığı kararsızlık, alışma sürecini daha da zorlaştırır. Alıştırma sürecini kolaylaştıran unsurlar; istikrar, kararlılık ve çocukla hızla güzel bir bağ kurabilen öğretmendir. Öğretmen çocuk ile sağlıklı ve sıcak bir ilişki kurarsa, çocuğun zorlandığı anlarda onu daha çabuk sakinleştirebilecek ve çocuğun da bulunduğu yeni ortama güvenmesine yardımcı olacaktır. Aynı dili konuşmak her ne kadar kolaylık sağlasa da, farklı diller konuşmak güvenli bir ilişki oluşturmasını engellemez. Çocuğunuza ve kendinize zaman tanıyın. Biz yetişkinler bile alıştığımız rutinler, günlük alışkanlıklarımız veya bildiğimiz kurallar değiştiğinde zaman zaman zorlanabilirken, çocuklarımızın da aynı şekilde zorlanabileceğini unutmamalıyız. Önemli olan çocuğunuza, kendinize ve öğretmenlere güvenmenizdir. Alıştırma sürecinden sonra başa dönmek Regresyon Zaman zaman çok başarılı geçmiş alıştırma süreci sonrası bir geriye dönüş yaşanabilir. Bazı çocuklar bizim alıştırma süreci diye adlandırdığımız okula başlama zamanını aslında öyle algılamaz. Belli bir süre sonra; her gün belirli bir zaman orada kalacağını, annesinin ya da babasının gideceğini idrak eder. Gerçek alıştırma süreci bu noktadan itibaren başlar. Fakat aynı şekilde yine güven ve istikrar, öğretmen ile birlikte takım çalışması önemlidir. Mümkün olduğunca öğretmen ile iletişim halinde olmak ve birlikte hareket etmek pozitif gelişmeleri destekler. Bu da sağlıklı bir iletişim çerçevesinde gerçekleşebilir. Ev ortamında hırçınlaşma, artan ağlama Çocuğunuz yeni bir ortama, farklı günlük olaylara ve kurallara, kulağının belki de pek alışık olmadığı bir dilin konuşulduğu bir yere ayak uydurmaya çalışıyor. Çeşitli olayları, sosyal bağları ve olguları anlamak için çaba gösteriyor. Her gün her alanda gitgide ilerliyor da. Belki yeni dilde ilk sözcükler, şarkılar, belki de sınıfta ya da grup içerisinde edindiği ilk önemli roller ve arkadaşlıklar meşgul ediyor onu. Bu durumda eve geldikten sonra her zamankinden daha hırçın, daha tahammülsüz ve sabırsız görebilirsiniz çocuğunuzu. Okulda herşey yolundaysa, ama evde hırçın haller arttıysa, bu, çocuğunuzun gün içerisinde yaşadığı şeyleri hazmetmeye çalıştığı anlamına gelebilir. Biz yetişkinler bile yorucu bir iş gününün sonunda, akşama doğru, sabır ve enerjimizin azaldığını hissedip tahammülsüzleşirken, çocuklarımızı hırçınlaştıklarında hoş görmemek haksızlık olur. Önemli olan yine bu hisleri de sağlıklı bir şekilde yönetebilmek ve başa çıkabilmek. Yine de birşeylerin gözden kaçmış olmaması için bu durumda da öğretmen ile iletişim halinde olmak ve okul sonrası evde olan durumdan bahsetmek faydalı olacaktır. Her ne olursa olsun, gönlünüzü olumlu pozitif tutmaya çalışın. Bizim olumlu yaklaşımımız çocuklara güvenli bir ortam yaratır. Zorluklar, aşılmak, yeni şeyler öğrenmek ve ilerlemek için vardır. Bu çocuklarımız için de geçerlidir. Her ne kadar onların zorlandığı durumlarda içimizden sonuna kadar herşeyi onlar için çözmek gelse de, bazı şeyleri kendi başlarına aşmaya çalışmalıdırlar. Çocuğunuz zorluklarla başa çıkarken, öğretmeninin ve sizin desteğiniz gereklidir elbette. Özgüven, reziliyans zorluklarla başa çıkabilme, esneklik ya da psikolojik sağlamlık şeklinde Türkçe’ye çevirilebilir ve kendine yeterlilik duygusu kazanılacak sayısızca şeylerin sadece bir kaçı. Umarım yazdıklarım ile sizlere az da olsa yardımcı olmuşumdur. Bir sonraki yazımda multilingual yani çokdilli bir çevrede yetişen çocuğun gelişimine dair sorularınızı cevaplandırmaya çalışacağım. Sevgiler, Pedagog Hatice Bisgin Soru merhaba; oğlum 2 ay önce kreşe başladı. ancak her gün kreşe giderken mutlaka mızmızlanıyor. her gece yatarken kreşle ilgili sorular erken alıp almayacağımız teyit ediyor. acaba oğlum kreşe hazır değil mi? ara vermek için uygun zaman nedir? kararlı duruşunu bozmuyorum ama ona zarar vermek istemiyorum. nasıl davranmalıyım? teşekkürler. Cevap Merhaba, Çocuğunuz ayrılık kaygısı yaşıyor olabilir. Çocuklarda görülen ayrılık kaygısı hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Okulun psikoloğu ile görüşerek okula uyum süreci hakkında destek alabilirsiniz. Çocuğunuzun kreş hakkındaki kaygıları günlük hayatını etkiliyor ise mutlaka psikolojik destek almanızı öneririm. Kreş, çocuklar için akademik yaşama adım attıkları önemli bir süreç… Çocuklar bu dönemde sosyalleşir, yeni ilişkiler deneyimler, öğretmen, sınıf gibi kavramları tanır. Ailesinden öğrendiklerinin dışında bazı kural ve düzenlemelere uyum sağlar ve bir gruba dahil olmaya çalışır. Çocuklar kreş ortamında “Ben ve diğerleri” gibi birçok kavramda kendilerini geliştirdikleri önemli bir sürece dahil olurlar. Kreş dönemi, çocukların daha sistemli ve kavramsal anlamda öğrenme sürecine başladığı bir dönem. Aynı zamanda, matematik, türkçe, yabancı dil gibi akademik konular ve okulda alacakları eğitim için bir ön hazırlık niteliğinde… İdeal Kreş Yaşı Kaç Olmalı? Kreş, çocuklar için çok önemli bir başlangıç noktası. Peki; ideal kreş yaşı kaç olmalı? Çocukların gelişim süreçlerinde farklılıklar olabilir. Bu farklılıklar; kişisel-sosyal alandaki becerileri, dil becerileri, sözlü ve sözsüz iletişim becerileri, ince motor – kaba motor kabiliyetleri ve aynı zamanda duygusal gelişim alanlarında gözlenebilir. Bunlar; çocuğu kreşe başlatmama unsuru olabileceği gibi, kreşe başlatma nedenleri içerisinde de yer alabilir. Bu noktada; çocuğun yaşına uygun gelişim sürecinin nasıl olduğuna bakmak gerekir. Çocukların Gelişim Süreçleri İlk iki yaşta özbakım veren ile birlikte olan çocuklar, yürümeye başladıklarında kendi kendine var olmayı deneyimler. Özbakım vereninden başka birisi olduklarının, o kişinin bir parçası olmadıklarının farkına varırlar. Özellikle gelişen taklit becerisi, anne babalar için heyecan verici olduğu gibi; uzmanların da gelişim için önemsediği ve gözlemlediği bir yetidir. Daha sonra “2 yaş sendromu” olarak anılan daha çalkantılı bir döneme girilir. Çocuklar bu dönemde “ben” farkındalığı ile hareket etmeye başlıyor ve birçok işi kendi başlarına yapmak ister. 2-3 yaş döneminde, “paralel oyun evresi” yani çocukların bir arada farklı oyunlar oynamasından çok; birbirleriyle etkileşime girip grup halinde oyunlar oynadıkları dönem başlar. 3 yaş dönemi, şart olmamakla birlikte; ebeveynin gözlem ve fikrine bağlı olarak kreşe başlanabilecek bir dönem… 4 yaşından sonra ise pek çok çocuğun bu konuda uyum sağlayabilmesi söz konusudur. 4 yaş öncesinde tam gün kreş fazla gelebilir. Bu yüzden iyi bir gözlem ve psiko-sosyal gelişim çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Gelişim Farklılıkları Çocuklar gelişim sürecinde her yeni ayda farklı alanlarda gelişim gösterebilirler. Bazı çocuklarda birtakım gelişim gerilikleri söz konusu olabilir. Peki; böyle durumlarda kreşe başlama kriterleri neler olmalı? Eğer çocuklar henüz sosyal gelişim göstermemişse ya da tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını tek başlarına karşılayamıyorsa, bu süreçleri evde tamamlayıp daha sonra kreşe başlamaları uygun olacaktır. Henüz konuşmaya başlamayan ya da kendi gelişim dönemine uygun kelime haznesine sahip olmayan çocukların; kreş gibi, sosyalleşmesinin mümkün olduğu ve eğitim aldığı bir ortamda bulunmasının dil gelişimi olumlu etkilediği söylenebilir. Karar Sürecini Etkileyen Diğer Unsurlar Az önce sözünü ettiklerimiz çocuğun gelişim aşamasına uygun olarak karar sürecinde etkili olabilecek noktalardı. Bunlara ek olarak; özbakım veren kişi, çocuğun okula başlaması ile birlikte kendi yaşamında birtakım değişiklikler planlıyor olabilir. Çalışma hayatına dönmek bu değişiklerden bir tanesi… Böyle bir durumda çocuğun kreşe başlaması ile çalışma hayatına dönme zamanının aynı olmaması gerekir. Çocuğun kreşe daha önce başlaması ve alışma sürecini tamamlaması daha doğru olacaktır. Çocuk kreşe başlarken zorluk yaşadığında yanında olabilmek uygun bir geçiş süreci yaşanmasına olanak verir. Çocukların akademik yaşama adım attıkları bu süreç büyük önem taşıyor. Kreşe başlanacak döneme doğru karar vermek ve gelişim süreçlerini doğru gözlemlemek gerekiyor. Gelişim dönemleri, kreş, eğitim süreçleri gibi konularda detaylı bilgi almak için aba Psikoloji YouTube kanalına abone olabilir, bizimle iletişime geçebilirsiniz. Bugün saat 1600’da “artık onun da kendine ait küçük bir dünyası, kendi arkadaşları var” diye düşündüm. Ben ofiste, babası toplantıda o da kendi okulundaydı… Kreşe alıştırma döneminde okula gitmenin normal olduğunu, onun da arkadaşları, ortamı olacağını anlatmak için cümle içinde “….senin de artık kendi hayatın var Dorukcuğum” gibi 3 yaşına yaklaşan bir çocuğun anlayamayacağı bir cümle çıkıvermişti ağzımdan, “benim bi hayatım mı vaaar?” diye cevap vermişti bana çok gülmüştüm… Evet artık onun da bir hayatı olmuştu… Biraz tersten başladım anlatmaya farkındayım, ama çok duygusal oldum bugün… Doruk son 4 aydır her gün saat 0900-1300 arası kreşe gidiyor. Kreşe başladığımız ilk günler yaşadıklarımızı, kendi çocukluğuma dönüp neden kreşe başlamak için 3 yaşını beklediğimi “Okullu Olduk!” ve “Ben Sevmemiştim” isimli yazılarımda dile getirmiştim. Başlangıç dönemi oldukça zor olmuştu. Bu yüzden de tam güne geçmek için yaşının ve şartların uygun olduğunu düşündüğüm halde cesaret edemiyordum açıkçası. Aynı şeyler olacak gibi geliyordu… Yine de geçen hafta bir durum yoklaması yapmak için “Öğle yemeğinden sonra biraz daha okulda kalmak ister misin?” diye sorduğumda kıyameti koparttı ki beni ablam yemekten hemen sonra alsın anne ben eve döneceğim diye. Gözüm iyice korkmuştu. Diğer yandan saat 1300’dan sonra Doruk’un evde geçirdiği zamanın kalitesi düşmeye başlamıştı hatta bakıcı ablasıyla konuşup sürekli yeni kararlar alıyorduk birlikte, o da ne yapacağını şaşırıyordu çünkü bir yerden sonra o da Doruk’a yetmiyordu görüyordum. Okuldan gelince uyumuyor oyun oynarken de saat 1600’da koltuğun üzerinde uyuyup kalıyordu. Hal böyle olunca gece yatmak da bilmiyordu. Çözüm artık tam gün okula geçmekti. Cuma günü akşam iş çıkışı Doruk’un okuluna gittim. Bana kapıyı Doruk’un öğretmeni açtı, yine onu görünce kanım kaynadı ve birden sarıldım boynuna farkında olmadan… Birini sevmeye göreyim kendimi… Bir anne olarak çocuğunun adına karar verip uyguladığın seçimle mutlu ve huzurlu olmanın coşkusu belki de bu bilemiyorum… Sonuç olarak Salı günü yani yarın kademeli olarak her gün yarım saat arttırarak tam güne geçiş yapacaktık… Bugün saat 1255 gibi cep telefonum çalıyor; arayan bakıcı ablamız. Biraz şaşkın açıyorum telefonu çünkü genelde Doruk’u aldıktan sonra konuşuruz, oysa saat daha yeni 1300 oluyor… Bakıcı ablamız gülüyor telefonda, şöyle ki; Paşamız öğretmenine yemekten sonra “biyaz daha buyada” kalmak istediğini, ablasının onu “almaya geç gelebilmesinin olar mı” olduğunu sormuş. Bunun üzerine öğretmeni de bakıcı ablamızı arayıp “durum böyle böyle şimdilik 1,5 saat sonra diyelim ama bir aksilik olursa haberleşiriz” demiş. İkimiz de nasıl mutluyuz tabii telefondan sarıldık birbirimize resmen… İşte şimdi taa başa dönersek Doruk bugün saat 1600’da hala okuldaydı. Ablamız onu almaya gittiğinde de “Yine de erken geldin abla” demiş. Bıraksan kalacak yani… Dediğim gibi artık onun da arkadaşları, öğretmeni, kendine ait bir dünyası var… Evin dışında başka bir dünya… Sabah olunca hepimiz bir yere gidiyoruz, akşam olunca buluşuyoruz evimizde… Gözlerim doldu bugün sıkça… Yazdıklarımı okuyan sanır oğlum ilkokula başladı… Pireyi deve yapan ben değilim valla, bana kızmayın… “Annelik” denilen şeymiş bunların suçlusu! Acaba anne olunca hep duygulanacak bir şey mi buluyor insan? Ekim sonunda 3 yaşında olacak minik paşamız 2 hafta önce kreşe başladı. İlk gün ondan çok bana zor geldi sanki… Öğretmenimizle sohbet ederken cümlesinin bir yerinde “… biliyorum canınızın bir parçasını burada bırakacaksınız…” diye bir cümle kurdu. O anda göz yaşlarım dışarıya fışkırmak için hazırdı ama kendimi öyle bir bastırdım ki yüzümün kızardığını ve zor yutkunduğumu hissettim ve saçmalamamak için bu cümleye gülerek cevap verdiğimi hatırlıyorum… Ne dedim ve gülmemin sebebini neye bağladım bilmiyorum ama öğretmen bal gibi anlamıştır tabii… Sonuç itibariyle kreşte 2. haftanın sonundayız. Bu 2 hafta nasıl geçti derseniz; duygu yoğunluğu, sabır, kaygı, yorgunluk, pes etmek, yeniden umutlanmak, yeniden pes etmek ve emin olmadığım anlık zaferler şeklinde özetleyebilirim. Kreş öncesi oryantasyon sürecimiz günler öncesinden başta Mickey Mouse ve Cino ismindeki köpeği olmak üzere evdeki bilimum oyuncağı Doruk ile birlikte kreşe bıraktığımız oyunlarla başladı. Oyun sırasında sırasıyla olaylar nasıl gerçekleşecekse onları anlatıp kapıda Mickey Mouse’u öpüp öğleden sonra görüşürüz deyip ayrılıyorduk. Oyun sırasında bir şey yoktu da gerçek hayata geçince benim soru amirim muhteşem sorularıyla içimi cız ettirdi… İlk günden bir gün önceki soruları aynen sıralıyorum; “Anne beni yuvaya bıyakıcan bi daha da hiç gelmiycen mi?”, “Ya ben oyda yolumu kaybedersem ne olur?”, “Çişim gelince kime söylüycem?” “Öğretmen beni çişe götürebiliy mi?”, “Çişimi yapayken bana bakaysa ayıp olmaz mı?” “Çok arkadaşlar olarsa, oyuncağımı isterse, vermezsem ne olar?” İlk soru beni mahvetti tabii… Onu sardım kollarımın arasına… Uzun uzun oradaki bütün çocukların annesinin sabah çocukları güzel oyun oynasınlar, güzel vakit geçirsinler diye yuvaya getirdiğini, öğleden sonra kendisini ablasının alacağını, birlikte evimize geleceklerini, biraz da kendi oyuncaklarıyla oynayacağını zaten sonra benim işten döneceğimi anlattım. Tabii benim söylediğim her cümle soru cümlesi olarak bana geri döndü ama sonunda rahatlamış, daha huzurlu görünüyordu… Öğretmenimiz ilk gün kreşten zevk alsa bile sadece 1 saat vakit geçirmesinin uygun olacağını söyledi. Oryantasyon süreci böyleymiş. İlk bir hafta çocuğun durumuna göre her gün yarım saat arttırarak ilerliyorlarmış. İş yerinden izin aldım. Doruk, ben ve bakıcı ablamızla birlikte okula gittik. Doruk bana yapışık bir halde hem bahçedeki oyuncaklarla oynamak istiyor hem de “hadi anne, hadi..birlikte oynayalım” deyip duruyordu. 1 saatin sonunda hep birlikte kreşten ayrıldık. Ben işe onlar eve döneceklerdi ama Doruk beni bırakmak istemiyordu. 10 dakika boyunca onunla konuşup ikna etmeye çalışsam da yine arkamda ağlayan bir çocuk bıraktım. O gün işe çok moralim bozuk gittim… İkinci gün ablamızla Doruk birlikte gittiler yuvaya. Zira benden ayrılması daha zor olacak gibi görünüyordu. İkinci gün de sonuç vermedi ve üçüncü gün de… Sonrasında 30 Ağustos tatilinden faydalanıp bir gün de izin alarak hafta sonuyla birleştirip 4 günlük bir tatil yaptık. Aslında bu tatilin kreşe alışma sürecinde hiç de iyi bir fikir olmadığını ve başa döneceğimizi biliyorduk ama eninde sonunda yuvaya alışacaktı her çocuk gibi… Tatilden sonraki pazartesi, salı ve çarşamba günleri de Doruk ablasını bırakmak istememişti ve yuvada onunla birlikte kalmıştı. Çarşamba günü okulun pedegogu beni aradı. Uzun uzun konuştuk, arkasından bir de Doruk’un öğretmeniyle telefon konuşması yaptık. Doruk bana sorduğu soruları onlara da soruyormuş. Benim oğlum yaş tahtaya basmaz. İki taraftan da kontrol etmek istemiş belli ki durumu Çarşamba günü eve dönünce bakıcı ablası, ben ve Doruk drama oyunu eşliğinde kreşe gidiş ve kapıdan ayrılma sahnelerini oynadık hep birlikte. Doruk bu oyundan inanılmaz zevk aldı. Perşembe günü ise kapıda ablasına “sen marketten alacaklarını al çabucak gel tamam mı?” deyip okulda tek başına kalmış. Öğlen ablası onu almaya gelince de öğretmenine dönüp ” bak gördün mü hiç korkacak bir şey yokmuş” demiş sanki korkan kişi öğretmeniymiş gibi… Öğretmeni gülerek anlatıyordu bana bunu telefonda… Şu anda paşamız haftanın 5 günü saat 900- 1230 arası yuvaya gidiyor. Geçtiğimiz hafta yine bir ara kapıda mızmızlık yapsa da artık olayı kavradı. Ortamda kendini güvende hissediyor. Şimdi her akşam eve gelince önce ben ona iş yerimde olanları anlatıyorum! sonra o bana yuvada yaptıklarını anlatıyor… Bana öğrendiği tekerlemeleri söylüyor, o gün yaptıkları çalışmaları gösterip benim tepkimi merakla izliyor, hoşuna gidiyor… Yukarıdaki fotoğrafı ablası okul çıkışında çekmiş ve bana da sms atmış göndermiş sağolsun. Nasıl hoşuma gitti, ne kadar mutlu oldum… Fotoğraftaki minik adam doğduğunda gözünü bile zor açan minik yavrum değildi artık, o çok büyümüştü bu üç senede… Kreşe alışma Süreci ve Berlin Modeli Kreşe alışma süreci, hem çocuk ve ebeveyn hem de eğitimci için zorlu bir süreçtir. Bu sürecin hassas ve iyi bir şekilde işleyişi, çocuğun üzerindeki stresi azaltmaktadır. Çocuğun yeni bir ortama uyum sağlaması ve kreşe alışması sürecinin kolay olabilmesi için planın ve programın yapılması gerekmektedir. Böylece, çocuğun anneden ayrılma korkusu ve endişesinin ortadan kalkması sağlanabilir ve çocuk yaşadığı stresle daha iyi başa çıkabilir. Çocuğa kreşe alışmasında ve yeni ortama uyum sağlamasında yardımcı olan “Berlin Modeli“ farklı kuramlar baz alınarak Almanya‟da geliştirilmiştir. Çocuğun, aileden kreşe sağlıklı olarak geçişi için yaygın olarak kullanılmaktadır. Laewen ve diğerleri, 2003 Alışma sürecinde geçiş Transition ve bağlanma Attechment kuramının rolü Kreşe/anaokuluna veya okula geçişler, çocuk için önemli bir yaşam kesitidir Filipp, 1995. Bu geçiş süreçlerin bütün tarafların Ebeveynler ve Eğitimciler işbirliği ile hazırlanmasının ve karşılıklı beklentilerin önceden konuşulması geçiş sürecinin sağlıklı bir şekilde üstesinden gelinmesi için önemlidir. Aileden kreşe geçiş, çocuğun anaokuluna ve ilkokula geçiş sürecinden biraz daha zorlu geçmektedir. İlk geçiş sürecinde çocuğun edindiği deneyimler, beceriler ve özgüven, daha sonraki yaşamındaki geçiş süreçlerinin üstesinden daha kolay gelmesini sağlamaktadır. 0-3 yaş arası çocuğun güvendiği kişi olan anneden ayrılması zor olmaktadır. Bu dönemde çocukların kaygılarını, kokularını, çaresizliklerini, güçsüzlüklerini ve öfkelerini yalnız başına düzenleyebilmeleri mümkün değildir. Çünkü bu durumlarda kendisine yardım edecek ve destek olacak güvenli bir duygusal bağ geliştirdiği bir kişiye ihtiyaç duymaktadırlar Bu yaşlardaki çocuk birçok yeni durum ile yeni bir ortam, gruptaki çocuklar, yeni bakim veren kişi karşı karşıya gelmektedir. Bu yeni duruma çocuğun hemen uyum sağlaması ve üstesinden gelmesi kolay olmamaktadır. Özellikle 7 ve 24 aylık çocukların kreşe geçiş süreçlerinde ebeveynin desteği ve eşliği olmadan sürecin başarıya uğraması zor olmakta ve çocuk için tehlike arz etmektedir. Çocuğun yeni çevreye adaptasyonu, eğitimci ve diğer çocuklarla güvenli bir ilişki kurması için en güvendiği kişi olan ebeveynin yardımına ihtiyacı vardır. Aileden kreşe geçiş sürecinin başarı ile sonlandırılmasında sorumluluk çocuğa ait değildir. Bu ebeveynin sorumluluk alanıdır. Alıştırma sürecinde ebeveynin ve eğitimcinin işbirliği ve beraber hareket etmesi işi kolaylaştırmaktadır ve çocuğun bakımı, eğitimi ve desteklenmesi için de gereklidir. Bağlanma kuramı, aileden kreşe/anaokuluna geçişte dikkate alınması gereken önemli bir faktördür. Son yıllarda da erken çocukluk araştırmalarının en popüler konuları arasında yerini almıştır. Üç yaşından küçük çocukların hazırlıksız bir şekilde eğitimci olsa bile yabancı insanlara bırakılması doğru bulunmamaktadır ve şayet anne ile çocuk arasında bir ayrılık gerçekleşecekse, bunun belli bir program ve plan çerçevesinde yapılması gerekmektedir Bowlby, 2001. Çocuğun sağlıklı gelişiminde birincil bakım veren kişi ile arasındaki duygusal bağ önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü çocuğun ayrılma, korku, ağrı ve aynı zamanda yoğun stresler sonucu gönderdiği sinyallere duyarlı bir tepkinin verilmesi sadece onun güvenli duygusal bağ kurduğu kişi tarafından sağlanmaktadır. Erken çocukluk dönemdeki bağlanma deneyimleri diğer kişilerle kuracağı bağlanma ilişkisini etkilemektedir. Çocuğun küçük yaşlarda kreşe uyum sağlamamasının altında yatan nedenlerden biri ebeveyniyle kurduğu bağlanma ilişkisi olabilmektedir. Çocuğun birincil bakım veren anneden ayrılması sancılı bir süreçtir. Fakat çocuk aynı zamanda birçok kişi ile güvenli ve duygusal bir bağ kurabilecek şekilde dünyaya gelmiştir Ahnert, 2010. Ayrılığı kolaylaştıracak ve eğitimciye alışmasını sağlayacak, çocuğun ilk bağlandığı kişinin sürece dahil olması ile başarılacaktır. Böylece, çocuğun kreşe/anaokuluna başladıktan sonraki eğitimcisi ile güvenli bir bağ kurması ve çevreye kolayca uyum sağlaması gerçekleşecektir. Bowlby ve Ainworth bazı çocukların anneler tarafından kreş veya çocuk yuvalarına bırakıldıklarında korku ve üzüntüyle tepki verdikleri, bazılarının ise buna duygusal olarak hiç bir tepki göstermemelerini, çocukların ilgili kişilerle olan bağlanma kalitesine ilişkin ipuçları verdiğinin altını çizmektedirler Kasten, 2013. Güvenli bağlanmış çocuk, annesinin yardımıyla önceki güvenli bağlanma temelinde eğitimci ile arasında bir duygusal bağ oluşturmaktadır. Annenin herhangi bir stres durumunda geri geleceğinin farkındadır. Bu arada eğitimcide onun için güvenir bir kişi olmuştur artık. Güvensiz bağlanan bir çocuk ise, ilk önce ayrılma gerçekleştiğinde buna tepki vermemektedir. Oysaki çocukta ayrılma korkusu mevcuttur. Fakat bu korkuyu belli etmemektedir. Aslında bu çocuklar için ayrılma korkusu büyük bir stres kaynağıdır. Bunu bir türlü ifade edememektedirler. Çocuğun yeni ortama ve gruptaki çocuklara uyum sağlaması ve eğitimcisine güven bağı kurması çocuğun gelişimi üzerinde önemli bir rolü vardır. Sağlıklı olarak gerçekleşen uyum sonucu; çocuğun gruptaki çocuklarla ve eğitimciyle etkileşime girmesi ve iletişim kurması, kendini güvende hissettiğinde çevreyi keşfetmeye başlayacak ve yeni şeyler öğrenme başlayacaktır. Çocuğun kreşe geçiş sürecinde zamana ihtiyacı vardır. Güvendiği kişiyi birden kaybetmesi, korkularının artmasına sebep olur. Endişe ve korku duyan bir çocuğun kreşteki gelişimini destekleyen etkinliklerden fayda görmesi ve yeni bir şeyler öğrenmesi söz konusu olamaz Grossmann ve Grossmann, 1998. Çocuğun Kreşe Alıştırılma Süreci Kreş/Anaokuluna alışma sürecindeki rol oynayan aktörler Hem ebeveynin hem de çocuğun alışma sürecinde olumsuzlukla karşılaşmamaları için plan ve program yapılmasının önemi vurgulanmaktadır. Alışma süreci önceden aile ve eğitimciler tarafından planlanması gerekir. Kreş veya anaokulunda çalışan eğitimciler arasında yeni gelen çocuğun alışma sürecine kimin eşlik edeceği önceden belirlenmelidir. Çünkü ilk etapta bir eğitimci ile çocuğun duygusal bir bağ geliştirmesi için imkan verilmesi sağlanmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken alışma süreci sağlıklı olarak başarıldıktan sonra, çocuğun duygusal bağ geliştirdiği eğitimcinin hasta olması, izinli olması çocuğun tekrar kreş veya anaokulunda güven duyduğu, stres ve korku durumlarında sığınacağı güvenli bir limanın yok olması anlamına gelmektedir. Bunun önüne geçmek için, diğer eğitimcilerin de alışma sürecinden sonra yeni gelen çocuğa yakınlaşmaları ve güvenli bir bağ geliştirmeleri faydalı olacaktır. Çünkü çocuğun gönderdiği sinyallere duyarlı karşılık veren ve onunla etkileşime giren kişilere bağlanması zamanla çeşitlenecektir. Alışma süreci her çocuk için farklıdır. Bu süreç her çocuk için bireysel olarak planlanmalıdır. Çocuğun, herhangi bir stres durumunda eğitimciye gitmesi sağlanmalıdır. Fakat anne her durumda erişilebilir olmalıdır. Bu ilk yapılan denemede başarı sağlanmazsa; çocuk eğitimci tarafından teselli olmuyorsa; annenin çağrılarak duruma müdahale etmesi istenmektedir. Alıştırma sürecinde eğitimcinin görevi çocuğun gelişimini ve davranışlarını gözlemlemek ve onun gönderdiği sinyallere duyarlı bir şekilde karşılık vermektir Cantzler, 2008. Berlin Modeli Laewen ve diğerleri 2003, tarafından öncelikli olarak 0-3 yaş arası çocukların kreşe alışmalarını kolaylaştırmak için geliştirilen bu model zamanla anaokulu alanında da kullanılmaya başlanmıştır. Bu modelde her çocuğun alışma süreci onun ebeveyni ile olan bağlanma ilişkisine, mizacına, yaşına ve eğitimcinin davranışlarına bağlıdır ve alışma sürecinin her çocukta farklı olacağı belirtilmektedir. Berlin modelinde ebeveynlerin alışma sürecine eşlik etmesi esastır ve çocuğun yeni çevreye, eğitimcisine aşina olması ve uyum sağlaması hedeflenmektedir. Model birkaç evreden oluşmaktadır. Çocuğun bu modelle adım adım kreşe/anaokuluna adaptasyon sağlaması ve eğitimcisine alıştırılması hedeflenmektedir. Berlin Modelinin Evreleri Kayıt ve görüşme evresi Kayıt işleminin gerçekleşmesinden sonra ebeveyn ile çocuğun kreşe alışma sürecine eşlik eden eğitimci arasında kapsamlı bir görüşme yapılır. Bu görüşmede, çocuk hakkında örneğin, beslenme ve uyku alışkanlığı, mizacı, oyun davranışları gibi bilgiler ele alınmaktadır. Ebeveyne model anlatılır ve bu süreçteki rolü hakkında bilgi verilir. Temel evre Ebeveyn çocukla birlikte üç gün boyunca kreşi ziyaret eder. Bir saati geçmemek şartı ile ebeveyn kreşteki grupta çocukla beraber kalır. Eğitimci bu arada çocuğu gözlemler ve onunla iletişime geçmeye ve onu ara sıra oyuna dâhil etmeye çalışır. Burada çocukla iletişime geçmede genellikle bir obje kullanılmaktadır. Annenin rolü burada pasiftir. Ebeveyn çocuğa yanında olduğunu hissettirir, ona güven verir ve çocuğun gruptaki oyunlara katılması için zorlamaz. İlk ayrılık evresi Dördüncü günde ebeveyn çocukla beraber tekrar kreşe gelir. Annenin rolü bu evrede de yine pasiftir. Eğitimci çocukla iletişime geçmeye çalışır ve onu grup aktivitelerine katmaya çalışır. Bu evrede ilk olarak ebeveyn çocuktan ayrılır. Ebeveyn sadece 30 dakikalığına gruptan ayrılır. Fakat ihtiyaç halinde çağrılmak üzere kreşin başka bir odasında bekler. Bu evrede, çocuğun ebeveynin ayrılmasına verdiği reaksiyon, onun alışma sürecini belirlemektedir. Burada iki aşamadan; a kısa süren alışma süreci ve b uzun süren alışma sürecinden söz edilmektedir. a Çocuk ebeveynin ayrılmasına çok büyük bir reaksiyon göstermiyorsa veya ağladığı zaman gruptaki eğitimci tarafından kolayca teselli edilebiliyorsa, alışma süreci beş veya altı gün içerisinde başarıyla sonlandırılmaktadır. b Çocuk ebeveynin ayrılmasına büyük bir reaksiyon gösteriyorsa, onun arkasından gidiyor ve eğitimci tarafından bir türlü teselli edilemiyorsa, alışma süreci çocuğun ayrılıklara vereceği tepkilere göre iki veya üç hafta sürmektedir. Dengeleme evresi Ebeveynin çocukla vedalaşması daha sık ve uzun olur. Eğitimci, çocuğun bakım ihtiyaçlarını anne gittikçe kendi karşılar Yemek yedirme, altını değiştirme gibi. Bitiş evresi Çocuk ve eğitimci arasında duygusal bir bağ gelişmiş ve güven ortamı sağlanmışsa çocuk ebeveynin gruptan ayrılmasına aşırı reaksiyon göstermiyorsa veya gösterse bile eğitimci tarafından çabucak teselli edilebiliyorsa süreç sonlandırılır. Ebeveynin kreşte kalmasına artık gerek duyulmamaktadır. Fakat ebeveyne her hangi bir durumda erişimin kolay olması gerekmektedir Laewen ve diğerleri, 2003. FACEBOOK GOOGLE+

2 yaş çocuğun kreşe alışma süreci