🐡 Hz Musa Elinde Asa Ilahisi Sözleri
Kudüs yakınlarındaki Gazze şehrinde doğdu. Hem peygamber hem sultandı. Çocukluğundan beri bilgili, iyilik ve adâleti seven biri olarak tanınmıştı. On iki yaşındayken babasının yerine geçip, sultan oldu. Daha sonra kendisine Allahü teâlâ tarafından peygamberlik verildi. Dünyâya hâkim olan dört kişiden biridir.
Asasıyla denizleri ikiye ayıran Hz. Musa, Elinde asasıyla beyazlar içinde insanlara yardım eden Hızır, ilginç asalarıyla büyücüler, kurukafalarla bezenmiş asalarıyla voodoo rahipleri, tüylerle dolu asalarıyla Kızılderili şamanlar, ormanın derinliklerinde asasıyla gezen yaşlı bilge Merlin, Antik Mısır’ın firavunları ve tanrı-tanrıçaları
İlahiSözleri: Anneciğim İlahisi . Hasan Dursun – Anneciğim. Anneciğim.. Kimi Zaman Umutsuzca Seni Ararım. Issız Çölde Serap Misali Hayalini Yaşarım.
İsaAleyhisselam, bir gün yolda yürürken bir gencin, ak sakallı, ihtiyar bir adamı tekmeleyerek sürüklediğini gördü. Hazreti İsa Aleyhisselam, ihtiyarın bu durumuna çok acır. Hemen koşarak onu kurtarmak ister. Fakat ihtiyar kendisine engel olur ve şöyle der: - Lütfen dokunmayın, ne olur dokunmayın, beni tekmelesin.
Mûsâ{a.s)1! besst-mesini’ kökten çürütmüş olmakta ve. buna “nimet” adının verilmesini kabul etm-mektedir. Çünkü böyle bir. işin asıl sebebi; İsrail oğularının kökleştirilmesi, Hz. Mûsâ (a.s)’ın. Firavunun yanında büyümesinin sebebi olmuştur.
ASATevrat'ta Hz. Müsa ve Hz. Harün'la ilgili olarak asa konusunda ayrıntılı fakat yer yer çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Bu rada Hz. Müsa'ya, Allah tarafından pey gamber olarak görevtendirildiğine dair bir alarnet olmak üzere asa mücizesi nin verildiği belirtilmektedir. Buna göre Hz. Müsa'nın elindeki asa önce yılana
StreamHayati Sır - Asa-yı Musa Kimin Elinde by Hayati Sır Hayran on desktop and mobile. Play over 265 million tracks for free on SoundCloud.
T3KB. Asalar fantastik edebiyatın ve sihir dolu filmlerin vazgeçilmez sektörünün esin kaynağı olduğu çok eski betimlemelerde, mistikkişiliklerin çoğunda bir asa vardır. Asasıyla denizleri ikiye ayıran Hz. Musa,Elinde asasıyla beyazlar içinde insanlara yardım eden Hızır, ilginç asalarıylabüyücüler, kurukafalarla bezenmiş asalarıyla voodoo rahipleri, tüylerle doluasalarıyla Kızılderili şamanlar, ormanın derinliklerinde asasıyla gezen yaşlıbilge Merlin, Antik Mısır’ın firavunları ve tanrı-tanrıçaları… Hepsinde bir asavardır ve bellidir ki bu asalar bir sır barındırır. Eski geleneklerin temel inançlarında doğa ve evren dört elementinkombinasyonları ile oluştuğu bilgisini görürüz. Ateş, hava, su ve toprak. İştebu dört element doğanın özünü oluşturur ve doğanın unsurlarına ötesinde ayrıca bu dört element nesnelerle ve insanlarla temsil bir elementin bir yönü ve temsil edildiği bir araç vardır. Kısacası bu dörtelementin tesirlerini eski geleneklere göre her yerde görebilirsiniz. O yüzdendolayıdır ki eskiler bu dört elementin “bilinçlerine” saygı duyarlar ve onlarıyardım için çağırırlardı. Bu çağırımlar daha çok kozmik sınırları çizmekiçindir. Element invokasyonu element çağırımı alemleri ayırmada, kişiyikorumada ve kutsamada kullanılırdı. Elementler çağırılarak kişi kendini maddi dünyadanayırır, dört yönün güçlerini çağırır Her element bir yöne tekabül eder, buelementlerin oluşturduğu çemberle korunur, element enerjilerini nesnelereyükleyip, elementlerin o nesneleri kutsaması istenirdi. Kısacası yaratımın veritüelistik çalışmaların temelini oluştururdu. Hiçbir ritüel elementlere saygıve onların çağırımı olmaksızın başlamazdı. Keltlerde ise her bir element ayrı bir diyar olarak benimsenirdi. Rüzgarkrallığı, Alev krallığı, Deniz krallığı ve taş krallığı. Her birini yöneten birtanrısal varlık olduğu ve her birinin manevi alemlere açılan kapılarolduklarına inanılırdı. Haliyle her bir krallıkta yaşayan varlıklardabulunurdu. Gnomlar denizkızları, semenderler, ejderhalar, ateş ördekler,elfler, periler vb. Bu ara varlıklara da genellikle elemental doğa ruhlarıdevalar denmektedir. Elementler ve Temsil Ettikleri Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, her elementin doğanın düzeninde vekişiliğimizde temsil ettiği özellikler vardır. Hepsi bir yöne, bir rengetekabül eder ve hepsinin negatif ile pozitif unsurları vardır. [b]Toprak[/b] Toprak elementinin yönü kuzeydir. Rengi koyu yeşildir. Bazı geleneklerdekahverengidir Tabiatı soğuk ve kurudur. Pozitif unsurları ve sembolleri gece yarısı, kış, şarap kadehi, davul,törensel tuz, kristaller, mağaralar, dağlar, saygı duyma, dayanıklılık,sahiplenme, bereket, verim, sabitlik, sorumluluk, kararlılık, başarı ve yaşamdakararlı niyetlerdir. Negatif unsuru ve sembolleri problemin çözümünde katı görüşler,isteksizlik, inatçılık, vicdan eksikliği, tereddüt, depremler, toprakkaymaları, yıkıcılık, yaşlılık, gazap, yok etme. [b]Ateş[/b] Ateş elementinin yönü güneydir. Ateş elementinin rengi saf kırmızıdır vetabiatı ılık ve kuru olarak düşünülür. pozitif unsur ve sembolleri öğlen, yaz, hançer kılıç arındırma, güneş,kan, şevk, değiştirici, tutku, cesaret, güç, liderlik, aydınlanma, kundaliniateş. Negatif unsurları ve sembolleri; nefret, kıskançlık, korku, öfke, ego,çatışma, şehvet yanardağ, yakıcı ateş. [b]Su[/b] Su elementinin yönü batıdır. Su elementinin rengi saf mavidir ve tabiatısoğuk ve nemlidir. pozitif unsur ve sembolleri günbatımı, sonbahar, su kadehi, kase, merhamet,arp, huzurluluk, bağışlama, sevgi, sezgi, durgunluk, berraklık, aklın barışı,akışa uyma, sanat. Negatif unsurları ve sembolleri seller, sağanaklar, girdaplar, tembellik,ilgisizlik, kararsızlık, duygusal kontrol eksikliği, emniyetsizlik, aniçıkışlar [b]Hava[/b] Hava elementinin yönü doğudur. Hava elementinin rengi saf açık ılık ve nemlidir. pozitif unsurları ve sembolleri gündoğumu, bahar, tütsü, kuş tüyü, değnek,gong veya zil, bulutlar, esintiler, nefes, iyimserlik, sevinç, zeka, zihinselçabukluk, yenileme, değişime açıklık. Negatif unsurları ve sembolleri hafif davranışlar, dedikodu, değişkenlik,dikkatsizlik, böbürlenme, unutkanlık, fırtınalar, kasırgalar, yok edicilik,yıkıcılık, maymun iştahlılık. Bu dört evrensel gücü çağırmak için öncelikle elementlerin iyi özümsenmesişarttı. Her bir element üzerine günlerce meditasyon yapılıp onların doğalarıkeşfedilirdi. Nerede yansımaları olduğu en önemlisi içimizdeki hangi duygularlabütünleştikleri tespit edilirdi. Bu özümsemeden sonra çağırım için herelementin yönüne dönmek şarttı. Toprağı çağırmak için kuzeye, suyu çağırmakiçin batıya, havayı çağırmak için doğuya ve ateşi çağırmak için güneye dönülür,her birinin kutsal sembolü çizilir ve ritüelistik araç vasıtasıyla çağırımyapılırdı. Ateş için bıçak, hançer, orak, athame veya kılıç kullanılırdı. Çünkü bunlarateşte dövülmüş nesnelerdir ve ateşin enerjisiyle yaratıldıkları için oenerjiyi barındırırlar. Su için metal bir kadeh veya deniz kadehi denen biraraç kullanılırdı. Kadeh, dişiliğin, akışkanlığa biçim vermenin aynı zamanda suyunda temel sembolüdür. Kadehi deniz kabuklarındanyapmak suretiyle deniz kadehi elde edilir. Toprak için tuz veya taşlarkullanılırdı. Havanın ise en temel sembolü asalar idi. Ve çağırımda asalar önemli birnoktayı temsil ederdi. İşte bu noktada asa, eskilerin en önemli ritüelistikaraçlarından biridir. Havanın unsurlarını yani; nefes, tesir, değiştirme,dönüştürme, çabukluk unsurlarını taşır. Bu yüzdendir ki asalar bir şeylerindönüştürmenin sihrin sembolüydüler. Bu yüzden hemen hemen her gelenekte yeralmaktadır. Eski doğa tabanlı geleneklerde havayla betimlenen ve dönüşümünaracı olan asanın bir diğer önemli sembolü; ağaçtır. Asanın Ezoterik Anlamı Asalar, bahsettiğimiz gibi dönüşümün en önemli aracı olmuşlardır. Bazı özelasalar dışında birçoğu ağaçlardan yapılır. Ağaçlar, gökyüzü ile yeryüzünübirleştirmektedirler. Dallarıyla gökyüzüne doğru uzanırken, kökleriyle yerinaltına büyüyerek iki dünyayı, iki alemi, iki evreni kısacası yukarıyı veaşağıyı birleştirmektedir. Bu yüzden; Yukarıdakini aşağıya, aşağıdakiniyukarıya taşımakla görevli olan aracı insanların temel sembolü ağaçlar veağaçlardan elde edilen asalardır. Eski şamanlar, yukarıdan aldıkları enerjileri halka dağıtmakla ilahi alemle bu alem arasında aracı konumundaydılar. İşte bu yüzdenasalar kullanmakta ve bu sembolizmayı yaşamaktadırlar. Aynı şekilde Hızır’daasa taşımakta ve ilahi olandan gelip, maddi alemlere yardım etmektedir. Buyüzden dolayı asa taşıyan insanlar her daim manevi dünyalarla bağı olan “aracı”konumundaki insanlar olarak resmedilmişlerdir. Eski resimlere bakıldığında münzevilerher daim bu aracı olmanın tasviri olan asayla betimlenmişlerdir. Yaşlılık,bilgelik ve asa üçlemesi parçalanmaz bir bütünlük içermektedir. Haliyle asa,ağaç sembolünden de yola çıktığımız gibi, bilgeliğe arayışta destek alınan bir“güçtür”. Üst alemleri ve alt alemleri birleştiren ağacın parçası olan asa, buikisi arasında yol göstericidir ve bu yüzden ermiş figürüyle birleşmiştir. Bu ezoterik bütünleşmenin en önemli temsili tarot kartlarındaki hermitkartıdır. Hermit, pelerinli yaşlı bir adamdır. Bir tepenin üzerinde durmuş sağelinde bir fener, sol elinde ise bir asa taşımaktadır. Fener, bilgeliğin yolunugöstermek anlamına gelir ve hermit kartı bilgeliği arayış, münzevilik anlamınagelmektedir. Meditatif konumları, orucu, kendini ilahi olana adamayı ve buadanmışlık içerisinde evrenin gizli kanunlarının keşfini anlatır. Bunun dışındatarot kartında bulunan asalar kartı ise girişkenliği, ilerlemeyi, ustalaşmayıve sezgisel olarak herhangi bir yöne yönlendirilebilen güçlü enerjileri, iradegücünü anlatır. Hermit kartını incelediğimizde ise pelerin kendini adamışlığıve içsel olarak kapanmışlığı, Hermit’in gözlerinin yere bakması mütevaziolmayı, nefsin terbiyesini, bilgeliğin sessizliğini, sol elinde tuttuğu asa,ilahi olanı keşfetmeyi, enerjileri yönlendirebilecek irade güce sahip olmanın,ustalaşmanın, olgunlaşmanın ve bütünleşmenin, fener ise bu elde edilenbilgelikle yolların aydınlatılmasının sembolüdür. Öyleyse ruhsal tekamülünsembol olan Hermit resminde bulunan asa, ruhsal yükselişin en önemlikademelerinden birine işaret etmektedir. Musa’nın Asası ve Mısır’ın Kutsal Asaları Asaların, ağaçların sembolü olduğu ve bilgelikte dönüştürücü, değiştirici veiradenin gücüyle yaratımın maji sembolü olduğundan bahsettik. Peki, asalarsadece ezoterik semboller midir yoksa fantastik edebiyatın vazgeçilmez öğesiolmanın dışında ruhsal bir anlam taşır mı? Bu noktada Hz. Musa’nın asasıyla Mısır uygarlığa bize çok büyük bir gücü işaretetmektedir. Kuran’da Hz. Musa ve asasına karşı ilginç göndermeler mevcuttur. Yine Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı o zaman biz ona”Asanı taşavur” demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı böylece herkes içeceği yeribilmişti. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin için ve yeryüzünde bozgunculukfesad yaparak karışıklık çıkarmayın Bakara 2/60. “Asanla taşa vur” diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böyleceher bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu A’raf 7/160. Bu iki ayette de görüldüğü gibi Hz. Musa’ya gelen emirle asasını taşavurması istenmektedir. Aslında burada akla gelen soru emredilen şeyin “asanınkullanılması” olup olmadığıdır. Bu iki ayette de asaya vurgu yapılması, asadakiözel bir güce işaret etmektedir. Pek tabi ki su Allah’ın izni ve isteğiyleortaya çıkmaktadır lakin buna vesilen olan şey acaba majik güçleri olan bir asamıdır? Zira Mısır kültünde her firavunun ve tanrı-tanrıçanın asası olduğubilinmektedir. Hz. Musa ise Mısır bilgeliğine inisiye olmuş bir asa, basit bir asanın ötesinde kozmik bir güce sahip olabilir. Bunuyine şu ayetten yola çıkarak daha rahat anlayabiliriz “Sağ elindeki nedir ey Musa?” Dedi ki “O benim asamdır; ona dayanmaktaonunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim onda benim için dahabaşka yararlarda var.” Dedi ki “Onu at ey Musa.” Böylece onu attı; bir de negörsün o hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş. Dedi ki Onu al vekorkma biz onu ilk durumuna çevireceğiz. Elini koltuğuna sok bir hastalıkolmadan başka bir mucize ayet olarak bembeyaz bir durumda çıksın. Öyle kisana büyük mucizelerimizden birini göstermiş olalım. Taha 20/17-23 Bu ayette asa ile ilgili Hz. Musa, ona dayandığını destek aldığını veağaçlardan yapraklar düşürdüğünü söylemektedir. Buradaki dayanma kısmı, kozmikolarak enerjisel destek olabileceği gibi insani bir işlevde olabilir. İkianlamında aklımıza gelme sebebi Kuran’daki her ayetin içerisinde sırlarbarındırmasıdır ve ayetin ilerleyen kısmında “onda benim için başka yaralardavar.” Denmesidir. Burada gizli bir işlevden bahsedildiği aşikardır. Kaldı kiayetin ilerisinde, bir mucize gerçekleşmektedir. Ayrıca Hz. Musa’nın deniziikiye ayırmak için yine asasını yere vurması da asaya yapılan bir vurguyuiçerir Firavun ve adamları gün doğarken İsrailoğlullarının peşine düştüler. Nihayetiki taraf birbirinin görüş alanına girdiklerinde Musa’nın kavmi, “İşte şimdiyakalandık” dediler. Musa; “Hayır, korkmayın, Rabbim benimle beraberdir ve banamutlaka bir kurtuluş yolu gösterecektir.” Dedi. Bu sırada biz Musa’ya “Asanıdenize vur” diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz ikiye yarıldı, her iki yanısanki büyük bir dağ gibiydi. Şuara suresi 26/60-63 Dikkatinizi çekmek istediğim nokta; tekrardan asasını vurması kendiliğinden ikiye yarılmıyor, birden su fışkırmıyor. İlahi boyutlardanizin geliyor ve Hz. Musa asayı yere vurduğu anda muhteşem enerjisel değişimleroluyor; sular çıkıyor, deniz ikiye yarılıyor. Bu noktada asanın yere vurulmasısanki enerjiyi salma veya yönlendirme anlamını taşımaktadır. Çünkü bazı majikalçalışmalarda kapıları açmak veya kapamak için veya enerjiyi o noktaya odaklamakiçin asanın sertçe yere vurulması gerekmektedir. Bu eski çalışmalar ve buayetlerin ışığının paralel olması asanın ruhsal etkisinin olabileceği anlamınıtaşımaktadır. Bu noktada ilgi çekici bir diğer kısım ise, bunu sadece yapması değil, rahiplerinde yapabilmesi. Rahiplerde asalarını yılanaçevirebildiklerine göre, asaların bu noktada kritik bir işlevi olduğunudüşünebiliriz. Ama Hz. Musa ilahi destek aldığı ve enerjisel olarak rahiplerdençok daha güçlü olduğu için, Musa’nın asası rahiplerinkini yemektedir. Asalar Hz. Musa’da da gördüğümüz gibi Mısır’da da çok önemli bir her firavunun kendine has bir asası olması ve bütün Mısır tanrı vetanrıçalarının asalarla gösterilmesi asalara verilen değeri araştırmacıları firavunların ellerinde ki asaların bereketin ve yetkininsembolü olduğunu düşünmektedir. Pek tabi ki bu doğru olabilir ama asalar yapısıitibariyle farklıdır. Bu konuda bazı araştırmacılar daha ilginç teorilerüretmektedir. Olağanüstü Enerjiler’in yazarı Serge K. King kitabında Mısır’daki asalarlailgili şu ilginç tespiti yapıyor Kralların, kraliçelerin, prenslerin ve idarecilerin temsili heykellerindeellerinde tuttukları görülen on, on iki cm uzunluğunda merak uyandırıcıçubuklar vardır. İdareciler genellikle yalnızca bir çubuk tutarken diğerlerihemen hemen her seferinde her elde bir tane olmak üzere iki çubuk tutar biçimdetasvir edilmişlerdir. Egyptologların elinde bunların ne olduğuna dair hiçbiripucu bulunmamaktadır. Çubuklar iktidar sembolü olamayacak kadar küçüktür,çünkü birkaç metre uzaklıktan bile zor fark edilmektedir ve işaretlemeler,boyut ve şekilleri kraliyet mühürlerine uygun değildir. Olası bir açıklama içinbir kere daha ezoterik geleneğe geri dönebiliriz. Yıllar içerisinde çeşitlimedyomların aldığı bilgilerde çubukların amacının, bedenin enerji alanınınkuvvetini bu enerjinin iradi olarak psişik ve fiziksel hedeflereyönlendirilebileceği bir noktaya kadar artırmak olduğu belirtilmiştir. İddiayagöre küçük çubuklar aralarında bir akım oluşturmak amacıyla farklı materyallerdenüretilmişti. Kombinasyonlardan birinin karbon ve manyetik demir, bir diğerininise bakır veya bronz ve kalay olduğu anlatılıyordu. Bazılarının ise tüpşeklinde düzenlendiği bildiriliyordu. *** Şimdi, Mısır yontu ve resimlerinin belli bir görevi olması gerekenesrarengiz çubuklar tutan kişileri sergilediğini biliyoruz. Psişik kaynaklarmateryalleri ve amaçlarını tanımlamaktadır ve bu materyaller elde tutulduğuzaman objektif bir etkinin meydana geldiği de bulgulanmıştır. Bu gerçeklerMısırlıların bizim bilmediğimiz bir enerji formunu kullandıklarını kanıtlamaz,ancak bunlar dikkate alınmaya değecek ipuçlarıdır. Ancak çubukların bedenin enerji alanının gücünü arttırıcı bir etkileriolduğunu kabul edersek, bu çubuklar eğer kayaları havaya kaldırmak içindekullanıldıysa nasıl olup da böyle bir güce dönüştürülmüştür? Elimizde yanıtolabilecek türden bir “salon eğlencesi” vardır. Eğer bir kişi yere uzanırsa vealtı kişide onun çevresine dizilip parmak uçlarıyla onu havaya kaldırmayaçalışırlarsa, bunu başarmak oldukça zordur. Fakat eğer bu altı kişi sık vederin bir nefes alarak buna bir süre devam ederlerse, yerdeki kişiyi çok dahabüyük bir kolaylıkla kaldırabileceklerdir. Bizim teorimiz, sık nefes sayesindebu altı kişinin sistemlerinde ekstra vril aldıkları ve onu parmaklarınıniçinden çıkan konsantre bir ışınla harcadıklarıdır. Vrilin kuvvetlerindenbirsinin levitasyon olduğu söylendiğine göre, derin nefesten sonra yerdekikişinin yükseltilmesinin kolaylaşması böyle açıklanabilir. Eğer Mısırlılarçubuk veya tüpler aracılığıyla yeterli çoklukta vril yüklemesiyapabilmekteydilerse, bunu bir başka çubuk veya tüp içinde bir ışın şeklindedeşarj edebiliyor ve böylece bir kayayı yerinden kaldırabiliyor ki şarj bitene kadar. Bu bir rahibin veya görevli kişinin kayanın yenidenkaldırılabilmesini temin edecek yeni bir yükleme gerçekleştirene kadar birertelemeye yol açıyor olmalıydı. Ve kaya bu şekilde inşaat yöresine doğruhoplatılıyordu. Fakat tabii bu yalnızca bir teoridir. Birçok Mısır resminde resimdeki kişilerin tuttukları görülen, egyptologlarınaçıklamakta zorluk çektikleri gizemli değnekler vardır. Değneğin belirsizce birhayvan başına benzeyen tuhaf bir başı, düz bir gövdesi ve bir at nalı gibi ikiuca ayrılan bir alt kısmı vardır. Kahire’de bir muhafazanın içinde gördüğüm birörnek tahtadan yapılmıştı ve alt kısmı gümüş yapraklarla kaplanmıştı. Gümüşünelektriği geçiren en iyi doğal iletken ve tahtanın en iyi doğal yalıtkanlardanbiri olması, bir rastlantıda olabilir veya olmayabilir. Bu kombinasyon pekalaelektrik enerjisini veya belki de vrili depolamak için tasarlanmış bir alet,bir kapasitör yerine geçebilir.” Serge K. King’in bahsettiği teori doğru olabilir. Asalar belki de taşlarıuçurmak için kullanılan ve evrensel enerjiyi bünyesinde saklayıp yansıtabilenözel teknololojik aletler olabilir. Veya belki tamamen majikal yöntemlerleçalışıyor da olabilirler. Albert Einstein’ın “Bizim bilemediğimiz bazı sırları eskilerinsahip olduklarını kabul etmek zorundayız. 600 tonluk bazı taş blıkların üstyüzeylerinin dışa doğru kubbeleşmiş olması olması dikkat çekiyor. Bu ancakmuazzam bir çekim veya emme kuvveti ile meydana çıkabilecek bir fenomendir.”Sözü de Mısır’da kullanılan asalarla ilgili teoriyi doğrular niteliktedir. [b]Ruhsal Olarak Asa[/b] Aslında bu ezoterik yansımaların ve muhteşem levitatif çalışmalar dışında,asalar aktif olarak kullanılan bir ritüel aracıdır. Yani teorik anlamlarındışında, bu anlamları gerçekleştirecek pratik bir araçtır. Her kültürdekiasanın yapılışı ve kullanışı farklıdır ve biraz sırlıdır. Yukarıda Mısırasalarından ve Hz. Musa’nın asasından bahsettik. Bu asalar belli ki farklıteknolojileri veya çok daha derin sırları içermektedir. Kimisine göre bu Mısırasaları Atlantis’ten gelen teknolojik araçlardır ve artık yoklardır. Ama benburada bu bahsettiğimiz biraz daha sıra dışı teoriler dışında, eskigeleneklerde bahsedilen sihirli asalar ve bu asaların ruhsal olarakkullanışlarından-yapılışlarından bahsedeceğim. Burada taşları uçurmak,denizleri ikiye ayırmak gibi fiziksel etkilerden çok “ruhsal değişimleri” amaçedinen asalardan bahsediyoruz. Asaların ruhsal olarak kullanımı, var olan ruhsal enerjiyi iletmek veyaevrensel enerjiyi çekmek paratoner gibi şeklindedir. Bu iki yönlü kullanımdada kişinin çok profesyonel ve enerjisel olarak kendini geliştirmesi spritüel enerjilerin ve kimya-fizik yasalarından bildiğimiz üzere ağaçmaddesi, metalik maddelere göre enerjiyi aktarmakta daha zayıftır. Bu yüzdeninisiyatik gelenekte kılıçla çalışmalara başlayan çırak, ustalaştığında asayageçmektedir. Haliyle asa, bu noktada çok daha etkili ama enerjiselyönlendirmeler için çok daha zordur. Tabi ki bir o kadarda asanın yapımaşamaları çok önemlidir. Asaların yapımında ise öncelikle kişinin bir ağaç seçmesi çok geleneklerde kişi orman içerisine girerek içsel olarak kendine yakınhissettiği bir ağaçtan asa yaparken, kelt geleneğinde doğum tarihlerine görebelirlenmiş ağaç seçimleri mevcuttur. Genel olarak meşe, söğüt, fındık ağacı,mürver ağacı, akasya, dişbudak ve yabani erik ağacı kullanılabilir. Ağacınseçiminden sonra işlenip asa haline getirilmesinde kişi tamamen kendi emeğinikullanmalıdır. Gerekli oymaları yaptıktan sonra, tüm diğer ek dalların uçkısımlarının enerjinin gidişatını bozmaması için temizlenmesi önemlidir. Buağaç seçimleri ve işlemeler sırasında dualar önemlidir. Mesela Havass çalışmalarında asa yapımı ve okumalar şöyledir; Sülalenineskilerinden diktiği bir incir veyahut nar ağacı, birkaç gece önceden ayetelkürsi ve Fatiha okunmuş su ile sulanır. Ardından hayırlı bir vakitte namazsonrası Besmele çekilerek dualar eşliğinde dal kesilir. Fatiha, ayetel kürsi veçeşitli kurandan sureler eşliğinde kesme ve yontma işlemleri yapılır. Ardındangönülden “Süleyman Davut Musa ve Talut’a nasip ettiğinkudreti banada ihsan et ey Cebbar olan Allah’ım!” denir ve dalın bir yüzünebakara suresinin 249. Ayeti, diğer yüzüne Fatiha suresi yazılır. Artık bu dal cinlerikovmaktan, şifa vermeye, define bulmaktan nice ilginç işlere yarayacağınainanılır. Ardından asalara kültüre bağlı olarak bazı majikal tılsımlar ve sembollerçizilir. Bunların çizimi her kültüre göre değişir. Yukarıdaki örnekte Kuran’danayetlerin yazıldığından bahsetmiştik. Diğer kültürlerde bu semboller veçizimler ile dualar değişmektedir. Bundan sonra ise asaya kişinin kendiisteğine göre tılsımlı şeyler asılır. Bazı eski şamanik öğretilerde hayvanparçaları, kuş tüyleri, giysi parçaları gibi şeylerdir. Vodoo rahipleri isekurukafalar, kan, hayvan parçaları gibi şeyler koymaktadırlar. Bunun dışındadoğal taşlar, çeşitli bitkiler kullanılabilmektedir. Hayvan parçaları kullanılmasının sebebi hayvanların ruhlarından yardımalmaktır. Böylelikle hayvanları kontrol edilebileceğine inanılır ve rehberhayvan ruhlarının eşlik edeceği düşünülür. Uçlarına kristal veya çevresinemetal parçalar konması enerjiyi odaklamak içindir. Eğer daha çok şifaçalışmalarında kullanılacaksa asa, asma sapı veya söğüt ağacından yapılıp yılanşekli yapılır. Tüy konulacaksa, yerleştirilecek tüylerin hangi hayvandanalındığı önemlidir. Her bir kuşun tüyü farklı anlam taşınır. Bunlar dışında birdiğer en çok kullanılan nesne ise boynuzlardır. Şamanik ve ruhsal olarak birsonraki aşama ise enerjinin yüklenmesi aşamasıdır. Bu noktada kişi, asayı alıp tüm enerjisini asaya yönlendirerek dualar asa ile bir olduğunu ve asaya dönüştüğünü imajine eder. Ardındanirade gücünü ve ruhsal enerjisini asaya aktarır ki, asa, iradesiyleistediklerini yerine getirebilsin. Bu enerjinin yüklenmesi aşamasıtekrarlanmalıdır. Ne kadar sık tekrarlanırsa asayla bütünleşme o kadar fazlagerçekleşir. Bu noktada eski öğretilere baktığımızda yüklemede yapılandeğişiklerin işlevini değiştirdiği gözlemlenir. Mesela kimisi şifa vermek içinkullanılırken kimisi hayvanlara yönelik kimisi ise daha geneldir. Haliyleenerjinin odaklanma kısmı bu noktada önem arz etmektedir. Çalışmalar ileöncelikle ruhsal tesirler en sonunda ise fiziksel tesirler yapılabileceğisöylenmektedir. Ardından yüklemeler dışında kutsamalar yapılır. Bu kutsamalar genellikleelementler veya yapan şamanın ata ruhları veya tanrıları ile tanrıçalarındanistenmektedir. Yukarıdaki havass örneğinde ise kutsama aşaması dua içermektedir. Tarih sürecinde farklı asa kullanımları gelmiştir. Batı ruhsal ekollerindeezoterik sembollerle süslü asalar varken, Haiti voodoosunda tüylerle kaplıenerjiyi aktarmaya yarayan asalar vardır ve cadılık uygulamaları ile eskipaganlarda daha düz ve sade asalar göze çarpar. Daha sonra hazırlanan bu asalarruhsal çalışmalarda enerjileri yönlendirmek veya değiştirmek, inisiyatiktörenlerde kutsamak veya element krallıklarını açmakta kullanılır. [b]Asadan Bastona[/b] Gerek ruhsal araçlar olarak gerekse ezoterik semboller olarak asalarhayatımızın her daim içinde var olmuştur. Hangi birimiz küçükken yaptığı birasayla hayaller dünyasında kaybolmamıştır? Veya birçoğumuz orman gezilerindeyerde bulduğumuz asaların eşliğinde gezimizi tamamlamışızdır. Yaşlılığımızınvazgeçilmez baston figürü dahi belki de asalardan alınan desteğin veolgunlaşmanın bir sembolü olabilir. Geçmişe baktığımızda ise her kültürünkendisine has asa sembolizması ve asa geleneği olduğunu görürüz. Hal böyleolunca, asalar, her ne kadar Hollywood filmlerinin ve fantastik edebiyatıniçinde önemli bir yer edinmişse de, gerçek hayatta hepimizin bilinçaltındaönemli bir sembol olmuştur. Ben Düşüncelerimin Efendisiyim...
Musa Aleyhisselam İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden. Peygamberler içinde üstünlükleri olan ve kendilerine “ulü’l-azm” denilen altı peygamberin üçüncüsüdür. Allahü teâlâ ile konuştuğu için, “Kelîmullah” denilmiştir. Benî İsrail’e gelmiştir. Yakub aleyhisselamın soyundandır. Harun aleyhisselamın kardeşidir. Babasının ismi İmrân’dır. Annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil’dir. Hazret-i Yusuf’tan sonra, Mısır’da, İsrailoğulları iyice artıp çoğaldı. Bunlar hazret-i Yakub ve hazret-i Yusuf’un bildirdikleri dîne inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır’ın eski yerlisi Kıbtî kavmiyse yıldızlara ve putlara taparlardı ve İsrailoğullarına hakâret gözüyle bakar, başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı. Onların çoğalmasından endişe ederlerdi. Benî İsrail, Kıbtî kavminin kötü muâmelelerinden ve firavunların ağır tekliflerinden bezmiş, usanmışlardı. Bu bakımdan dedelerinin eski yurtları olan Ken’ân diyârına gitmek isterlerdi. Fakat firavunlar onların Mısır’dan çıkmasına izin vermeyip, eziyetlerini artırırlardı. Mısır’ın idâresini elinde bulunduran ve firavun denilen krallar, kendilerine mezar olarak dağ gibi piramitler yaptırıyorlar ve bu piramitlerin yapımında binlerce insanı zorla çalıştırıyorlardı. Allahü teâlâyı inkâr edip, ilâhlık dâvâsında bulunuyorlardı. Bu zamanda falcılık, sihirbâzlık meslek hâline getirilmiş ve ülkenin her tarafında kâhinler, sihirbâzlar türemişti. Bu sırada Mısır halkının başında bulunan Firavun bir gece rüyâsında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır’ın yerli halkı Kıbtîleri yaktığını, İsrailoğullarına ise hiç zarar vermediğini gördü. Bu rüyâyı yorumlayan kâhinler, İsrailoğullarından bir erkek çocuk dünyâya gelecek, senin saltanatını yıkacak ve sen helâk olacaksın, dediler. Bunun üzerine Firavun on iki kabîle hâlinde olan ve her bir kabîlenin başında bir idârecisi bulunan İsrailoğullarının birleşmesinden de iyice endişelendi. İsrailoğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kânun çıkardı. Bu hâdise karşısında İsrailoğullarının sıkıntıları iyice arttı. Firavun’un emrine karşı gelenler topluca öldürülmeye başlandı. Bu sırada doğan Musa aleyhisselamın annesi onun da öldürülmesinden korkmuş ve çok endişelenmişti. Kur’an-ı kerîm’de onun kalbine meâlen şöyle ilhâm edildiği bildirilmektedir “Musa’nın annesine şöyle ilhâm ettik Bu çocuğu Musa’yı emzir; sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu suya Nil Nehrine bırakıver, boğulmasından korkma, ayrılmasından kederlenme. Çünkü biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.” Kasas sûresi 7 Musa aleyhisselamın annesi onu bir sandığın içine koyup Nil Nehrine bıraktı. Nehir üzerinde akıp giderken akıntı onu Firavun’un sarayına doğru sürükledi. Firavun’un hanımı Âsiye, sandığı görerek yakalayıp saraya götürdü. Sandığı açıp içinde nûr topu gibi bir çocuk görünce onu cân u gönülden sevip; “Aman bunu öldürmeyiniz. Belki büyür de işimize yarar, yâhut onu oğul ediniriz…” dedi. Onu emzirmek için pekçok süt analar getirtti. Musa aleyhisselam hiç birinin memesini almadı. Annesi, çocuğunun Firavun’un sarayına alındığını ve süt annesi arandığını öğrendi. Süt annesi olabileceğini söylemesi için kızını yâni hazret-i Musa’nın kardeşini gönderdi. Kardeşi saraya gidip; “Size bu çocuğu emzirecek, onu güzel yetiştirecek bir hanımı haber vereyim mi?” dedi. Bunun üzerine Musa aleyhisselamın annesini getirttiler. Musa aleyhisselam onun memesini aldı ve bunun üzerine Firavun’un hanımı Âsiye onu süt anneliğine kabûl etti. Böylece kimsenin haberi olmaksızın kendi oğlunu Firavun’un sarayında emzirip büyüttü… Musa aleyhisselam Firavun’un sarayında büyüdükten sonra sarayı terkedip akrabâsının ve büyük kardeşi Harun’un yanına gitti. Bir gün gördü ki; İsrailoğullarından biriyle bir Kıbtî kavga ediyor. Hazret-i Musa aralarına girip ayırmak için Kıbtîyi itip hafifçe göğsüne vurdu. Kıbtî yere düşüp öldü. Hazret-i Musa elinden böyle bir kazâ çıkmasına üzüldü. Firavun’un şerrinden çekinip, Mısır’dan ayrılarak Medyen’e gitti. Orada peygamber olan Şuayb aleyhisselamla buluşup, on sene Medyen’de kaldı ve Şuayb aleyhisselamın kızıyla evlendi. Daha sonra Mısır’a gitmek üzere Medyen’den ayrıldı. Tur Dağına geldiği sırada mekânsız olarak Allahü teâlâ ile konuştu. Kendisine ve kardeşi Harun aleyhisselama peygamberlik verildi. Elindeki asânın yılan olması mucizesi ve elini koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup, ışık yayması mucizeleri verildi. Sonra da Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle vahyedildiği bildirilmektedir “Bu iki mucize Firavun ve adamlarına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir. Firavun’a git, doğrusu o azmıştır.” Kasas sûresi 32-33 Hazret-i Musa Mısır’a varıp, kardeşi Harun aleyhisselam ile görüşüp, durumu anlattı. Firavun’a gidip onu dîne dâvet ettiler. İsrailoğullarını serbest bırakmasını istediler. Firavun ilâhlık dâvâsında bulunarak kabûl etmedi. Bunun üzerine Musa aleyhisselam elindeki asâsını yere bıraktı. Kocaman bir ejderhâ olup, hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı, eli bembeyaz göründü. Bu mucize karşısında şaşırıp kalan Firavun, durumu vezirlerine anlatınca, o sihirbâzdır dediler. Hazret-i Musa; “Size gelen gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz. Bu, sihir değildir. Bu, her şeyin yaratıcısı olan Allahü teâlânın verdiği bir mucizesidir.” diyerek onları îmâna çağırdı. Firavun ve adamları hazret-i Musa’nın sözlerini dinlemediler. Gösterdiği mucizelere inanmayıp, sihirdir diye ısrâr ettiler. Firavun; “Ey Musa! Sihirbâzlığın ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana sihir göstereceğiz. Bir vakit ve yer tâyin et.” diyerek ülkesindeki bütün sihirbâzları topladı. Musa aleyhisselam Allahü teâlâya dua ederek, sihirbazlarla karşılaşmayı kabûl etti. Mısır halkı önünde sihirbazlarla karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar, göz bağcılık ile bir takım yılanlar geziyor gibi gösterdiler. Bu sırada Musa aleyhisselam elindeki asâsını yere bırakıverdi. Mucize olarak dehşetli ve çevik bir ejderhâ olup, sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri yuttu. Bunu gören sihirbazlar; “Bu mutlaka insan gücünün dışında bir mucizedir.” dediler ve hazret-i Musa’ya îmân ettiler. Bu hâdise karşısında Firavun iyice azgınlaşıp, baskı ve zulmünü arttırdı. Musa aleyhisselama inananları şehit ettirdi. Hazret-i Musa’ya îmân etmiş olan kendi hanımı Âsiye’yi de şehit etti. Firavun ve kavmi küfürde ve imansızlıkta ısrâr edince, Allahü teâlâ onlara çeşitli belâlar verdi. Önce şiddetli bir kuraklık oldu ve çetin bir kıtlığa tutuldular. Sonra su baskını, çekirge, haşarât ve kurbağa istilâsına uğradılar. Başlarına belâ geldikçe hazret-i Musa’ya gidip belânın kaldırılmasını ve îmân edeceklerini söylediler. Fakat belâ kalkınca azgınlıklarına devâm ederek îmân etmediler. Tekrar belâlar başlarına geldi. Buna rağmen îmân etmediler. Firavun ve kavmine gönderilen bu belâlar Kur’ân-ı kerîm’in A’raf sûresinde bildirilmektedir. Firavun ve kavmi, Musa aleyhisselamın gösterdiği mucizeler karşısında İsrailoğullarının Mısır’dan gitmelerine izin verdi. Musa aleyhisselam bir vakit tâyin ederek bir gece vakti bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’dan çıktı. Bunun üzerine Firavun izin verdiğine pişmân oldu. Derhâl askerini toplayıp, peşlerine düştü ve sabaha doğru onlara Kızıldeniz kenarında yetişti. Önlerinde denizi arkalarında düşmanı gören İsrailoğulları endişeye kapıldılar. Bu sırada Allahü teâlâ Musa aleyhisselama meâlen; “Asân ile denize vur.” Şuarâ sûresi 63 diye vahyetti. Hazret-i Musa bu emir üzerine asâsını denize vurdu. Deniz hemen ikiye ayrıldı her bir tarafı yüksek bir dağ gibiydi. Önlerine çok geniş ve kupkuru on iki tâne yol açıldı. On iki sülâle olan İsrailoğulları bu yollardan yürüyüp karşıya geçtiler. Firavun, askerleriyle birlikte peşlerine düşüp denizde açılan yola dalınca, açılan yol kapanıp sular kavuştu. Firavun, askerleriyle birlikte boğuldu. Firavun boğulmak üzere iken “inandım” demişse de onun ye’se kapılarak söylediği bu sözü kabul olunmadı. Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle buyrulmaktadır “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla arkalarına düştüler. Firavun boğulacağı anda, “İsrailoğullarının îmân ettiğinden Allah’tan başka bir ilâh olmadığına inandım, artık ben de Müslümanlardanım.” dedi.” Yunus sûresi 90 Ancak Allahü teâlâ Firavun’un îmânını kabul etmedi ve ona Cebrâil aleyhisselam vâsıtasıyla şöyle hitap buyurdu “Şimdi mi inandın daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” Yunus sûresi 91 “Biz de bugün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki, arkadan geleceklere bir ibret olasın. Bununla berâber doğrusu insanlardan birçok kimseler âyetlerimizden ibret verici mucizelerimizden gâfildirler.” Yunus sûresi 92 Tefsîr âlimlerinden Zemahşerî bu âyeti şöyle tefsir etmiştir “… Seni deniz kenarında bir köşeye atacağız… Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış hâlde çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.” Firavun’un cesedi bir İngiliz araştırma ekibi tarafından Kızıldeniz kenârında kumlar arasında bulunarak İngiltere’ye götürülmüştür. Hâdisenin olduğu zamandan bugüne kadar üç bin yıl geçmiş olmasına rağmen, Firavun’un vücudu bozulmamış, etleri dökülmemiş, tüyleri kaybolmamış hâliyle secde eder vaziyette Londra’daki meşhur British Museum’da sergilenmektedir. Musa aleyhisselam Kızıldeniz’i geçtikten sonra, İsrailoğullarını Ken’an diyârına doğru götürdü. Yolda putperest bir kavmin yurduna uğradılar. Bu kavim öküz sûretinde yapılmış bir puta tapıyorlardı. Onların bu hâlini gören İsrailoğulları onlara meyl ettiler. Hazret-i Musa’ya; “Yâ Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap.” dediler. Hazret-i Musa onlara; “Siz câhil bir kavimsiniz. Allahü teâlâ size nîmet ve kurtuluş verdi. Allahü teâlâya îmân ediniz, şirkten ve putlardan kaçınınız…” diye nasîhat etti. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama bir kitap indireceğini vâdetmişti. Tûr Dağına çıkması bildirildi. Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’u aleyhisselam yerine vekil bırakıp, kendisi Tûr Dağına gitti. Kırk gün Tûr Dağında kalıp, ibâdet etti. Vâsıtasız olarak Allahü teâlânın kelâmını işitti. Bu sırada Tevrat kitâbı nâzil oldu. Musa aleyhisselam Tûr’da iken, Sâmirî adında bir münâfık İsrailoğullarının ellerindeki altınları topladı. Eriterek bir buzağı heykeli yapıp işte sizin ilâhınız budur diyerek İsrailoğullarını aldatınca, buzağıya tapmaya başladılar. Harun aleyhisselam her ne kadar nasîhat ettiyse de dinlemeyip, ona karşı çıktılar. Musa aleyhisselam Tûr’dan dönünce, bu hâle çok gadaplanıp Sâmirî’yi reddetti ve yaptığı buzağı heykelini yakıp denize attı. Sâmirî de insanlardan ayrı ve uzak, vahşî bir şekilde, başkaları ona yaklaşamadığı gibi, o da başkalarına yaklaşamaz hâlde yaşadı. Bu hâlde bulunan Sâmirî sahrâda perişan bir hâlde helâk oldu. Harun aleyhisselama bu durumu sorunca; “Nasîhat ettim dinlemediler. Az kaldı beni öldüreceklerdi.” dedi. Böylece hazret-i Musa’nın gadabı geçti. Onlara, kendisine Tevrat’ın indirildiğini bildirdi. İsrailoğulları da Tevrat’ta bildirilen hükümlerle amel etmeye başladılar. Putlara tapmaktan vazgeçtiler. Şirkten kurtulup, Allahü teâlâya îmân ve ibâdet ettiler. İsrailoğulları Tih Sahrasında kaldıkları sırada Musa aleyhisselamın bildirdiklerine uymayıp yine taşkınlık gösterdiler. Musa aleyhisselamdan çeşitli isteklerde bulundular. Allahü teâlâ Musa aleyhisselamın duası üzerine, Tîh Sahrasında susuz kalan İsrailoğullarına su ihsân etti. Allahü teâlânın emriyle Musa aleyhisselam asâsını yere vurup, on iki tâne pınar fışkırıp İsrailoğulları içtiler. Allahü teâlâ onlara “selva” denilen bıldırcın eti ve “men” denilen kudret helvası ihsân etti. Nihâyet; “Biz bunları yemekten usandık, bakla, soğan gibi hubûbat ve sebze isteriz” dediler. Bu nîmetlere karşı nankörlük yapan İsrailoğulları, Musa aleyhisselamın Ken’an diyârında bulunan Cebbâr zâlim kavimlerle harp etmeleri isteğini de kabul etmediler. Musa aleyhisselama; “Sen ve Rabbin cebbârlara karşı gidip savaş edin.” dediler. Musa aleyhisselamın akrabâlarından olan Karun, Musa aleyhisselama karşı iftirâda bulunduğu için malları ve servetiyle yerin dibine battı. İsrailoğulları böyle taşkınlıklar gösterdikleri için Allahü teâlâ onları kırk sene müddetle Tîh Sahrâsında kalmakla cezâlandırdı. Kırk sene müddetle Tîh Sahrâsında şaşkın ve perişan bir hâlde dolaşan İsrailoğulları, perişan hâlde telef oldular. Nihâyet aradan epey bir zaman geçip İsrailoğullarının çocukları itâatkâr ve savaşacak bir tarzda yetiştiler. Bu sırada Harun aleyhisselam da vefat etti. Musa aleyhisselam, İsrailoğullarını alıp, Lut Gölünün güney tarafına getirdi. Buradan da hareket ederek Üç bin Unk adında zâlim bir kralın ordusu ile savaş yapıp gâlip geldiler. Böylece Şeria Nehrinin doğusuna sâhip oldular. Eriha şehrinin karşısındaki dağa çıktılar. Buradan Ken’an diyârı gözüküyordu. Bu sırada yüz yirmi yaşında bulunan Musa aleyhisselam vefat etti. Musa aleyhisselamın nerede vefat ettiği ve kabrinin nerede olduğu husûsunda muhtelif rivâyetler vardır. Kudüs civârında veya Nebû Dağında olduğu bu rivâyetlerdendir. Hazret-i Musa’nın şerîati bildirdiği dîni hazret-i İsa’nın gönderilmesine kadar devâm etti. İkisi arasında gelen peygamberler hep Musa aleyhisselamın şerîatı ile amel etmekle mükellef oldular. İsrailoğulları daha sonra Tevrat’ı değiştirip hak dinden uzaklaşıp yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlara Yahudiler denilmiştir. Musa aleyhisselamın mucizeleri 1. Asâsının ejderhâ büyük yılan olması. 2. Yed-i Beydâ Sağ elini koynuna sokup çıkarınca, güneş gibi parlaması. Bu nûru gören düşmanları kaçışırlardı. 3. Kavmiyle Kızıldeniz’in kenarına gelince asâsını vurup denizde yol açması. 4. Tîh Sahrâsında kavminin susuz kalıp, su istemeleri üzerine asâsını bir taşa vurup Benî İsrail’in kabîleleri adedince, on iki pınar akıtması. 5. Firavun ve Kıbtî kavmi İsrailoğullarına zulüm ettiği ve Musa aleyhisselama inanmayıp isyân ettiklerinde, Allahü teâlâ hazret-i Musa’ya tûfân mucizesini vermiştir. Çok şiddetli yağmur yağdı. Öyle bir karanlık ve fırtına oldu ki, kimse evinden dışarı çıkamadı. Ayın ve güneşin ışığı görünmez oldu. Kıbtîlerin evlerini su bastı. Ayakta durur oldular. Su boğazlarına kadar yükseldi. İsrailoğullarının evlerine ise bir damla su girmedi. Firavun ve Kıbtî kavmi, bu belânın kaldırılmasını ve îmân edeceklerini söylediler. Kaldırıldı fakat yine îmân etmediler ve başka belâlara düçar oldular. 6. Kıbtî kavminin ekinlerini, meyvelerini ve giydikleri elbiselerini, evlerinin tavanlarını yiyen çekirge sürülerinin istilâsına uğramaları mucizesi. Bu çekirgeler İsrailoğullarına hiç dokunmayıp, Firavun’un kavmi Kıbtîlere musallat olmuştur. 7. Kumnel yâni bit ve ekin böceği denen haşeratın Musa aleyhisselamın mucizesi olarak Kıbtî kavmine musallat olması. 8. Kurbağa mucizesi. Kıbtî kavmi her belâya tutuldukça, belâ kaldırıldığında îmân edeceklerini söylemelerine rağmen, sözlerinden vazgeçmeleri üzerine üst üstüne belâya tutuldular. Kurbağaların istilâsına uğramaları da bu şiddetli belâlardan biridir. Kurbağalar, yiyeceklerine, içeceklerine düşer, kalırdı. Bir söz söylemek isteseler ağızlarını açarken birkaç küçük kurbağa ağızlarından mîdelerine girerdi. Geceleri üzerlerinde toplanan kurbağaların seslerinden uyuyamazlardı. Firavun, bu belâ kaldırıldığı taktirde, îmân edeceğini söylemesine rağmen, belâ kalkınca yine îmân etmedi. 9. Kan belâsı. Mısır’da bulunan bütün sular, Kıbtîlerin kaplarına doldurulurken kan hâlini alırdı. Böylece susuzluktan çâresiz kalmışlardı. İsrailoğullarına ise böyle bir şey olmazdı. 10. İsrailoğullarından biri öldürüldüğü vakit kimin öldürdüğü bilinemeyince, Musa aleyhisselamın duası ile dirilip, kendisini öldüreni haber vermiştir. 11. Musa aleyhisselam kavmiyle Tîh Çölüne geldiği zaman, kavminin yiyeceği kalmadığı için, Musa aleyhisselama gelerek çoluk-çocuğumuzla açlığa dayanamıyoruz, dediklerinde Musa aleyhisselam Allahü teâlâya dua etti. Kudret helvâsı ve bıldırcın kebabı indi. Her ne zaman isteseler önlerinde hazır olurdu. 12. Hazret-i Musa’nın duası ile kuraklıktan kavrulup kuruyan ekinler, otlaklar ve meyveler eski hâlini almıştır. 13. Hazret-i Musa Tîh Sahrâsında bulunan İsrailoğullarının durumunu merak edince bir kurt gelip onların hâllerini haber vermiştir. 14. Hazret-i Musa’nın duasıyla sarı dikenler altın olmuştur. Malı ve zenginliğiyle gururlanıp isyân etmesinden dolayı malı ve mülkü ile birlikte yere batırılan Kârun, bu mucize karşısında âciz kalıp, hased ederdi. 15. Yolculukta hazret-i Musa’ya uzun mesâfeler kısalır, kısa zamanda çok uzak mesâfeleri katederdi. Kur’ân-ı kerîm’de Musa aleyhisselamdan 136 yerde bahsedilmektedir. Hakkında çok hadîs-i şerîf vardır. Yine Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde Hızır aleyhisselam ile yaptıkları seyâhat bildirilmektedir. Vahyi tebliğ için Cebrâil aleyhisselam ona dört yüz kere gelmiştir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki “Kendimi, peygamberler arasında gördüm. Musa aleyhisselam ayakta namaz kılıyordu. Esmerdi, saçları dağınık ve sarkık değildi. Zât kabilesinden bir yiğit gibiydi.” “… Sonra bizi altıncı semâya doğru yükseltti. Cibrîl aleyhisselam onun kapısını çaldı. Kim o! denildi. Cibrîl’dir dedi. Yanındaki kimdir? denildi. Muhammed’dir dedi. O’na “dâvet” gönderilmiş midir? denildi. Cibrîl O’na “dâvet”gönderilmiştir dedi. Onun üzerine bize açıldı. Ben orada Musa aleyhisselam ile karşılaştım. Bana merhabâ dedi ve hayır dua eyledi.”
Okunuyor Rabbişrahli – Hz Musa’nın Duası Hz. Musa okuduğu ve -Rabbişrahli Sadri- olarak da bilinen Kuran-ı Kerim’de Taha Suresinin 25-28. ayetleri aşağıdaki gibidir. Rabbişrahlî sadrî. ve yessir lî emrî. vahlül ugdeten min lisânî. yefgahû gavlî. Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ta-Ha Suresi, 25-28 * * * Konuşamayanların, kekeme olanların, peltek olanların, güzel hitapta bulunmak isteyenlerin, günlük hayatta çekingenlik sorunu yaşayanların, sınava girecek talebelerin bu duayı okuması tavsiye edilmiştir. Yine eskilerde hatipler Cuma namazlarında cemaate vaaz sırasında düzgün bir belagat için konuşmalarının başında bu duayı okurlardı. Konuşamayan çocuklara bu ayetleri yirmi yedi defa, Fatiha Suresi’ni de yedi defa okuyup hem çocuğa hem de bir suya üfleyip çocuğa -her suya ihtiyaç duyduğunda- içirin. Buna yirmi yedi gün devam edin. * * * Hz. Musa yaptığı bu duayı içeren Taha Suresinin 25-28. ayetlerinin Kuran Yolu tefsiri şu şekildedir. Hz. Mûsâ kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine Rabbinin engin lütfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, hemen ardından da kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. [ads2] Firavun gibi kendisini insanların tanrısı sayacak kadar onları küçümseyen bir kibir âbidesinin yanına yaklaşıp diyalog kurabilmek kolay değildi. Cenâb-ı Allah Mûsâ’nın Firavun ailesi içinde yetişmesini sağlamak suretiyle ona bu imkânı çok önceden hazırlamıştı. Buna rağmen Hz. Mûsâ yüklendiği görevin ne kadar ağır olduğunun bilinci içinde endişelerini ifade etmekten ve Rabbinden yardım dilemekten geri durmadı. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın duasında yer alan “dilimden düğümü çöz” ifadesiyle neyin kastedildiği açıklanırken genellikle şu olay aktarılır Mûsâ henüz küçükken, eşi Firavun’dan onu kucağına alıp sevmesini ister, Firavun bunu yapar, fakat Mûsâ onun sakalını yolar. Bunun üzerine Firavun “bu bana düşman!” diye haykırıp cellâtlarını çağırır. Karısı Firavun’un öfkesini yatıştırmak için onun henüz aklının ermediğini söyler ve bunu ispat için önüne, birinde mücevher diğerinde ateş bulunan iki kap koymasını önerir. Bu öneri uygulanır. Mûsâ elini içinde ateş bulunan kaba uzatıp bir kor parçasını ağzına götürür, böylece öldürülmekten kurtulur. Bu rivayeti aktaran müfessirler, 27. âyette, bu olaydan sonra Mûsâ’nın dilinde meydana gelen ârızaya ve bunun yol açtığı konuşma zorluğuna işaret bulunduğunu kaydederler bk. Taberî, XVI, 159. Başka bir âyette belirtildiğine göre Mûsâ bu görevde kardeşi Hârûn’la desteklenmesini isterken onun kendisinden daha iyi konuştuğunu ifade ediyordu Kasas 28/34. Yine bu bilgi ile paralellik taşıyan Tevrat’taki bir ifadeye göre Hârûn iyi bir hatip idi Çıkış, 4/14. Fakat Hz. Mûsâ’nın bu dileği 28. âyette belirtilen gerekçe ve Mûsâ’nın yanı sıra Hârûn’un da Firavun’a tebliğde bulunmanın zorluklarıyla ilgili kaygılar taşıdığını gösteren 45. âyet ışığında incelendiğinde, onun kendisindeki fizyolojik bir ârızaya değil, üstlendiği görevin ağırlığı karşısında duyduğu sorumluluk duygusunun oluşturduğu psikolojik duruma ve bu konudaki endişelerine işaret etmek istediği anlaşılmaktadır. Zira 28. âyette belirtildiği üzere Hz. Mûsâ, “sözünün iyi anlaşılmasını” arzu etmektedir. Bu cümlenin yüklemini oluşturan “fekuhe” fiili Arap dilinde sıradan bir anlamayı değil, konunun inceliklerine inerek anlamayı ve derin bir idraki ifade etmek için kullanılır. Şu halde burada sırf bir konuşma kusuruna ve bunun yol açacağı anlama problemine değinildiğini söylemek isabetli olmaz. Öte yandan Hz. Mûsâ’nın bu dileği, büyünün ve göz boyama usullerinin çok revaçta olduğu bir toplumun ileri gelenlerini dahi akla ve idrak yeteneğine hitap eden delillerle ikna etme görevi üstlenmiş olduğunu, daha sonra halkın huzurunda sihirbazlara karşı ortaya konacak mûcizelerin ise tevhid çağrısının temel kanıtları olmayıp insanları kandırma aracı olarak kullanılan bu usullerin ne kadar temelsiz olduğunu gözler önüne sermeyi hedeflediğini göstermektedir.
Peygamberimiz İlahi Sözleri Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni. Hazreti Ömer belinde kemer, Hu deyip döner aşk meydanında. Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni. Hazreti Osman cem etti Kur’an, Okunur her an aşk meydanında. Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni. Hazreti Ali şüphesiz veli, Allah arslanı hay aşk meydanında. Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni. Hazreti Musa elinde asa, Gidiyor dosta aşk meydanında. Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni. Hazreti Ebubekir dilinde zikir, Her daim şükür aşk meydanında. Allah Allah Rabbi Rabbi Muhammed Nebi, Ebel Hasani hay ceddil Hüseyni.
Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** belinde kemer, Hû deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** Hz. Bekir dilinde zikir, Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** dilinde Kur’an Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** şüphesiz veli, Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** Hz. Musa elinde asa Hu deyip döner Aşk meydanında Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında Hasan Dursun Sitemizde sanatçıya ait toplam 20 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın.
hz musa elinde asa ilahisi sözleri