🏙️ Karadutum Çatal Karam Çingenem Hikayesi
KARADUT. Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Agaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın a gülüm Günahımsın, vebalimsin.. Dili mercan, dizi
1949da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı: “Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın” Bedri
Karadut Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam
Karadutum, çatal karam, çingenem kara dutum, çatal karam, çingenem nar tanem, nur tanem, bir tanem ağaç isem dalımsın salkım saçak petek isem balımsın a gülüm günahımsın, vebalimsin dili mercan, dizi mercan, dişi mercan yoluna bir can koyduğum gökte ararken yerde bulduğum kara dutum, çatal karam, çingenem
Ünlü şair Bedri Rahmi’nin ‘Karadutum, çatal karam, çingenem’ diye anlattığı güzelin Ermeni asıllı bir T.C. vatandaşı olan asistanı Mari Gerekmezyan’mış. ‘Gülen ayvam, ağlayan narımsın / Kadınım, kısrağım, karımsın’ diye biten şiirde betimlenen kadının Bedri Rahmi’nin eşi Eren Eyüpoğlu olmadığı
Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan
“Karadutum, çatal karam, çingenem” şiirinin yazıldığı Mari Yerekmezyan’ın portresi. Bedri Rahmi’nin büyük aşklarından biri. Ve Bedri Rahmi’nin renkleriyle coşku veren diğer
04aEdX. Adı, Mari Gerekmezyan’dı. Türkiye’nin ilk kadın heykeltraşlarından biriydi.. Ermeni asıllıydı.. Güzel Sanatlar Akademisi’nde misafir öğrenciydi.. Çok başarıydı.. Okulda bir asistana aşık oldu.. Asistan ünlü bir ressam ve şairdi.. Üstelik de evliydi.. Delice sevdiler birbirlerini.. Dillere düştüler.. Sevdiği adamın büstünü yaptı.. Ünlü ressam da onun portrelerini çizdi.. Günlerce aylarca büyük bir aşk yaşadılar.. Birbirlerine seranat yaptılar. Mari’nin kaşı kara, gözü kara, bahtı da karaydı.. Ailesi ve Ermeni toplumu onu terketti.. İtinayla yalnızlaştırıldı.. Dönemin basını, Ermeni olduğu için Ankara’daki Resim Heykel sergilerinde üst üste aldığı ödüllerde adını bile geçirmedi. Buna ragmen sevgilisini hiç terketmedi.. Ta ki hastalanana kadar.. 1947 yılında tüberküloza yakalandı.. İstanbul Alman Hastanesi’ne yatırıldı.. Durumu ağırdı.. Antibiotik gerekiyordu.. Ama dünya savaşı yeni bitmişti.. Ülkede ilaç yoktu.. Ünlü ressam sevgilisini kurtarmak için tablolarını sattı.. İlaç için her yolu denedi.. Şiirler karaladı.. Ama olmadı.. Mari Gerekmezyan 1947 yılının 12 Ekiminde 37 yaşında hayata gözlerini yumdu.. *. *. * Aradan 2 yıl geçmişti.. 1949 yılının bir ilkbahar günüydü.. İstanbul Büyük Kulüp’te bir toplantı vardı.. Her ilde Büyük Kulüpler cumhuriyet burjuvasının eğlence mekanlarıydı.. Sıradan insanlar oraya giremezdi.. İşçi ve köylüler içeriye sokulmazdı.. Başı örtülüler de.. O gece Büyük Kulüp’tekiler özel konuk olan Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler.. Bedri Rahmi ayağa kalktı.. Şiiri okumaya başladı.. Ama gözyaşlarını tutamadı.. Bir yandan mısraları söylüyor, bir yandan sular seller ağlıyordu. Gözyaşlarına mendil yetmiyordu.. *. *. * “Karadutum, çatal karam, çingenem.. Nar tanem, nur tanem, bir tanem.. Ağaç isem dalımsın salkım saçak.. Petek isem balımsın ağulum.. Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan.. Yoluna bir can koyduğum.. Gökte ararken yerde bulduğum.. Karadutum, çatal karam, çingenem.. Daha nem olacaktın bir tanem.. Gülen ayvam, ağlayan narımsın.. Kadınım, kısrağım, karımsın. Sigara paketlerine resmini çizdiğim, Körpe fidanlara adını yazdığım, Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam. Sıla kokar, arzu tüter, Ilgıt ılgıt buram buram. Ben beyzade, kişizade, Her türlü dertten topyekün azade.. Hani şu ekmeği elden suyu gölden. Durup dururken yorulan Kibrit çöpü gibi kırılan Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum Netmiş, neylemiş, nolmuşum Cömert ırmaklar gibi gürül gürül Bahtın karışmış bahtıma çok şükür. Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam.. Sensiz bana canım dünya haram olsun.” *. *. * Bedri Rahmi’nin hemen yanında eşi Eren Eyüboğlu oturuyordu.. Ama hiç tepki vermiyordu.. O da herkes gibi bu şiiri ona yazmadığını biliyordu.. Bedri Rahmi’nin “Karadutum, çatal karam, çingenem” diye seslendiği kadın, 2 yıl önce ölen Mari Gerekmezyan’dı.. Mari öldükten sonra Bedri Rahmi’ye dünya haram olmuştu.. Öyle ki.. Yıkılmışlığını dizelere dökmüştü.. “Türküler bitti, Halaylar durdu, Horonlar durdu.. Hüzün geldi başköşeye kuruldu, Yoruldu yüreğim, yoruldu.” Bedri Rahmi Eyüpoğlu 1975 yılında öldü.. Ölene kadar “Canım Cebişim” dediği Mari’yi hiç unutmadı.. Cebiş, Anadolu’da yeni doğan keçi yavrularına denirdi.. Sedat Kaya, Datça 12 Ekim 2016
KARADUT Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Agaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın a gülüm Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. II Sigara paketlerine resmini çizdiğim Körpe fidanlara adını yazdığım Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sıla kokar, arzu tüter Ilgıt ılgıt buram buram. Ben beyzade, kişizade, Her türlü dertten topyekün azade Hani şu ekmeği elden suyu gölden. Durup dururken yorulan Kibrit çöpü gibi kırılan Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum N’etmiş, n’eylemiş, n’olmuşum Cömert ırmaklar gibi gürül gürül Bahtın karışmış bahtıma çok şükür. Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum. Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sensiz bana canım dünya haram olsun. Ardında kırık bir aşk öyküsü taşıyan bu şiir, Bedri Rahmi Eyüoğlu’nun yasak aşkı Mari Gerekmezyan’a yazdığı satırlardır. Esmer güzeli sevgilisine Karadutum, Çatal Karam, Çingenem diye seslenen Bedri Rahmi, dillere düşen aşklarının geride kalan tarafıydı. 1949’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi-Heykel Bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan heykeltıraştı. O dönemde akademide asistanlık yapan ünlü ressam ve yazar Bedri Rahmi E. tanıştı. Birbirlerine delice tutulan iki aşık, sanatla ördükleri sevdalarını birbirlerine lanse etmekten çekinmediler. Mari sevdiği adamın büstünü yaparken, sevdiği adam ise bu aşka şiirleri ve tablolarıyla karşılık veriyordu. Tüm İstanbul bu aşktan haberdar olurken, Bedri Rahmi’nin evli olduğu eşi Eren hanımda sessiz kalarak kocasının ona dönmesini bekliyordu. Bedri Rahmi Mari ile tanışmadan çok kısa bir süre önce eşi Eren Hanımdan bir oğlu olmuştu. Ermeni asıllı olan Mari, ailesi ve toplumdan bu aşk uğruna dışlanıp aforoz edilirken, her zorluğa göğüs gererek günler ve aylarca sevdiği adamın yanında olmayı sürdürüyordu. Kaşı kara, gözü kara Mari’nin ne yazık ki bahtı da karaydı. Depdebeli aşklarını hiç hesapta olmayan bir felaket sonlandıracak, ayrılmalarına sebep olacaktı. Mari tüberkülozdu, iyileşmesini sağlayacak olan antibiyotik dönemin şartları yüzünden temin edilemiyordu. Yıl 1947’ydı dünya savaşı sonrası ilaç fiyatları çok yüksekti. Bedri Rahmi tablolarını yüksek fiyatlara satarak sevdiği kadını Mari’yi yaşatmak için uğraşıyor, ölüme direnmesini istiyordu. Ne yazık ki çabaları boşa giden ressamın karadutu, Mari Gerekmezyan aynı yıl içinde İstanbul Alman Hastanesinde gözlerini hayata yumdu. Acı kaybını kaldıramayan Bedri Rahmi sanattan uzaklaşırken kendisini alkole ve kadehlere verdi. Onu bu sarsılmaz acıdan kurtaran ise eşi Eren Hanım oldu. Dağıttıklarını toparlayan, yeniden yaşama tutunması için uğraşan Eren Hanım sonunda Bedri Rahmi’ye sirayet eden yastan kurtarabilmişti. Yıllar sonra 1949’da İstanbul Büyük Kulüpte toplanan insanlar tarafından şiir okuması istenen Bedri Rahmi, yanında eşi olmasına rağmen Karadut’u okudu. Gözlerinden yaşlar akarken, sesi titrerken okuduğu bu şiiri dinleyenlerin hepsi şiirin kime yazıldığını biliyordu. Eren Eyüpoğlu’da biliyordu. Ve sessizce kocasının o kadın için akan gözyaşlarına, safi aşk dolu sözlerine katlanıyordu. O gecenin devamında bir süreliğine Paris’e yaşamaya giden Eren hanım, eşine mektup yazarken şu satırları kaleme almıştı. “Canuşkam, Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın. Eren.” Duaları nihayet kabul bulan Eren hanım, sabırla beklediği eşi ona geri dönene kadar bekledi. Oğlu ve karısının yanına dönen Bedri Rahmi Eyüpoğlu 1974’de vefat edene kadar ailesi ile mutlu bir ömür yaşadı…
Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU *** ÇİZGİ-YORUM COŞKUN GÖLEBugün bu şiirle yazıya başlamak istedim. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun adını akıllara kazıyan bu şiirini kim bilmez, kim sevmez ki? Bundan 16-17 sene önce Fatih Kısaparmak bu şiiri bestelemişti. Azeri ritimli bu muhayyer şarkıda şiir kadar çok tutulmuştu. Belkide şu anda şarkıyı mırıldanıyorsunuzdur bile. Dut çocukluğumdan beri çok sevdiğim meyvedir. Eskiden nerdeyse her bahçede ağacını görürdünüz. Bizim sokağımızda dört bahçede dut ağacı vardı. Şimdi bir bahçede aynı ağaç her bahar sonu, yaz başı dut vermeye devam ediyor. İpek böcekçiliği yapanlar mutlaka dut ağacına ihtiyaç duyar. Çünkü o tırtıllar dut yaprağıyla beslenirler. Dutun birkaç çeşidi vardır. En yaygın olanı beyaz duttur. Şimdide bunları ve faydalarını görelim. BEYAZ DUT Adından da anlaşılacağı üzere beyaz renkli, gayet tatlı değişik iriliklerde, bir kısmı çekirdeksiz bir türdür. Bu dutu karıştırmaya imkan yok. Beyaz dut şu an için ülkemizdeki toplam dut üretiminin yaklaşık %95 ini oluşturmaktadır. Daha çok pekmez, pestil, köme gibi işlenmiş ürünler olarak kullanılan beyaz dut aynı zamanda çerezlik olarak da kurutulup tüketilmektedir. MOR DUT Tat olarak beyaz duta çok benzer hatta tat olarak ayırtedilmesi hayli güçtür. Albenisinden dolayı daha çok taze olarak tüketilir. Şu ana kadar işlenmiş ürün olarak pek değerlendirilememiştir. KIRMIZI DUT Karadut ile en fazla karıştırılan tür bu türdür. Kendi içinde de bazı çeşitlilikler göstermesine karşın genelde erken olum döneminde kırmızı olan rengi tam olum döneminde siyaha döner. Beyaz dut kadar tatlı olmasa da bazı tipleri tatlı, az tatlı veya çok az ekşi-tatlı olabilir. Yani şeker içeriği orta ve az asitli dutlar “kırmızı dut” olarak adlandırılır. Bu tür kuru madde içeriği yüksek olduğu için daha çok kurutmalık olarak kullanılmaktadır. PARMAK DUT Şeker miktarı daha az olmakla birlikte tad olarak beyaz veya kırmızı duta benzer yani asitliği çok azdır. Ağızda ekşilik bırakmaz. Kuru madde oranı yüksektir. En önemlisi şekil olarak ince uzun hemen hemen serçe parmağı büyüklüğünde ve şeklindedir. Diğer dutlara göre daha sıcak ılıman yerleri tercih ederler. Türkiye’de akdeniz ve ege sahillerinde daha verimli ve kaliteli olur. Diğer dutlara göre daha erken dönemde olgunlaşır. Albenisi ile taze olarak tüketilir. Ülkemize yeni girmiştir. Bazı çevrelerde Pakistan dutu veya Avusturalya dutu olarak da adlandırılır. KARADUT Az olgun meyveleri kırmızı ve koyu kırmızı, çok olgun meyveleri siyahımsı kırmızı olan SULU, asidik-EKŞİ dutlar “KARADUT” olarak tanımlanır. Diğer dutlardan ayrılan en belirgin özelliği bol sulu ve eşsiz şeker asit dengesi yani aromasıdır. Karadutun yöresel isimlerinde de çeşitlilik gözlenir. Örneğin karadut; Tokat-Erbaa taraflarında “ekşiare”, Kahramanmaraş, Malatya ve çevrelerinde “urumdut”, Manisa dolaylarında “şurupluk dut” ve Hatay-Antakya civarında “tuti” olarak adlandırılır. Pakistan’da Urduca dilinde “toot” olarak, ingilizcede ise yine karadut anlamında “black mulberry” olarak adlandırılır. Karadutun taze tüketimi raf ömrünün sınırlı olmasından dolayı çok azdır. Daha çok meyve suyu, reçel, marmelat, özellikle Kahramanmaraş’da dondurma ve Şebinkarahisar’da pekmezi yapılarak değerlendirilir. Bu amaçla hasattan sonra meyveler hemen işlenmeyecekse şoklama ünitelerinde kullanılacağı zamana kadar bekletilir. Dut böyle bir meyve işte. Bahçeler azaldıkça manavlarda görünür oldular. Fakat bunu meyve olarak diğer meyveler gibi tüketme alışkanlığımız ne yazık ki yok! Bu yüzdende yaygın biçimde üretilmiyor. Dut konusunu yazmama neden olan dutun mitolojik hikayesidir. Sırada bu hikaye var. Beğeneceğinizi umuyorum. *** Bir zamanlar birbirlerine âşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki, Piremus idi. Yan yana evlerde otururlardı; birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine âşıktılar. Aileleri bu aşka karşıydı. Ama onlar, bu derin sevgiden vazgeçemiyorlardı. Bir gece, gizlice ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe, ağaca Piremus’tan önce varmıştı. Uzaktan ağzından kanlar akan kocaman bir aslan gördü. Korktu; hemen yakındaki bir mağaraya saklandı. Ama koşarken boynundaki eşarbı düşürmüştü. O sırada Piremus geldi. Kocaman aslan, biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. Tispe’nin öldüğünü düşündü; onsuz yaşayamazdı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Cansız bedeni kanlar içinde yere düştü. Tispe korkusunu yendi; mağaradan çıktı. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle karşı karşıya geldi. Piremus’un cansız bedeni yerdeydi; elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. Piremus’un, kendisinin öldüğünü sanıp, canına kıydığını anladı. Bir an bile düşünmeden hançeri alıp göğsüne sapladı. Ölüm bile onları ayıramadı. Bedeni, Piremus’un vücudunun üzerine düştü. Ve Tanrı, o yüce aşkı ölümsüzleştirmek amacıyla, bu çiftin buluştuğu ağacı onlara adadı. Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ise, ağacın yapraklarına verdi. O günden beri, karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini Piremus’un kan lekesini, dut ağacının yaprakları Tispe’nin gözyaşları temizler… Bilir misiniz, karadutun lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alıp ovuşturursanız, o lekenin çıktığını görürsünüz. Yazışma Adresim Bütün yazılarım... http//hayat Yayın Tarihi
KARADUTKaradutum, çatal karam, çingenemNar tanem, nur tanem, bir tanemAgaç isem dalımsın salkım saçakPetek isem balımsın a gülümGünahımsın, mercan, dizi mercan, dişi mercanYoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, paketlerine resmini çizdiğim Körpe fidanlara adını yazdığım Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sıla kokar, arzu tüterIlgıt ılgıt buram buram. Ben beyzade, kişizade, Her türlü dertten topyekün azade Hani şu ekmeği elden suyu dururken yorulan Kibrit çöpü gibi kırılanYalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşumN’etmiş, n’eylemiş, n’olmuşum Cömert ırmaklar gibi gürül gürül Bahtın karışmış bahtıma çok şükür. Yunmuş, yıkanmış adam karamKaşı karam, gözü karam, bahtı karamSensiz bana canım dünya haram kırık bir aşk öyküsü taşıyan bu şiir, Bedri Rahmi Eyüoğlu’nun yasak aşkı Mari Gerekmezyan’a yazdığı satırlar. Esmer güzeli sevgilisine Karadutum, Çatal Karam, Çingenem diye seslenen Bedri Rahmi, dillere düşen aşklarının geride kalan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi-Heykel Bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan heykeltıraştı. O dönemde akademide asistanlık yapan ünlü ressam ve yazar Bedri Rahmi E. tanıştı. Birbirlerine delice tutulan iki aşık, sanatla ördükleri sevdalarını birbirlerine lanse etmekten sevdiği adamın büstünü yaparken, sevdiği adam ise bu aşka şiirleri ve tablolarıyla karşılık veriyordu. Tüm İstanbul bu aşktan haberdar olurken, Bedri Rahmi’nin evli olduğu eşi Eren hanımda sessiz kalarak kocasının ona dönmesini bekliyordu. Bedri Rahmi Mari ile tanışmadan çok kısa bir süre önce eşi Eren Hanımdan bir oğlu asıllı olan Mari, ailesi ve toplumdan bu aşk uğruna dışlanıp aforoz edilirken, her zorluğa göğüs gererek günler ve aylarca sevdiği adamın yanında olmayı kara, gözü kara Mari’nin ne yazık ki bahtı da karaydı. Depdebeli aşklarını hiç hesapta olmayan bir felaket sonlandıracak, ayrılmalarına sebep tüberkülozdu, iyileşmesini sağlayacak olan antibiyotik dönemin şartları yüzünden temin edilemiyordu. Yıl 1947'ydı dünya savaşı sonrası ilaç fiyatları çok yüksekti. Bedri Rahmi tablolarını yüksek fiyatlara satarak sevdiği kadını Mari’yi yaşatmak için uğraşıyor, ölüme direnmesini istiyordu. Ne yazık ki çabaları boşa giden ressamın karadutu, Mari Gerekmezyan aynı yıl içinde İstanbul Alman Hastanesinde gözlerini hayata kaybını kaldıramayan Bedri Rahmi sanattan uzaklaşırken kendisini alkole ve kadehlere verdi. Onu bu sarsılmaz acıdan kurtaran ise eşi Eren Hanım oldu. Dağıttıklarını toparlayan, yeniden yaşama tutunması için uğraşan Eren Hanım sonunda Bedri Rahmi’ye sirayet eden yastan sonra 1949'da İstanbul Büyük Kulüpte toplanan insanlar tarafından şiir okuması istenen Bedri Rahmi, yanında eşi olmasına rağmen Karadut’u okudu. Gözlerinden yaşlar akarken, sesi titrerken okuduğu bu şiiri dinleyenlerin hepsi şiirin kime yazıldığını Eyüpoğlu’da biliyordu. Ve sessizce kocasının o kadın için akan gözyaşlarına, safi aşk dolu sözlerine katlanıyordu. O gecenin devamında bir süreliğine Paris’e yaşamaya giden Eren hanım, eşine mektup yazarken şu satırları kaleme almıştı.“Canuşkam,Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni nihayet kabul bulan Eren hanım, sabırla beklediği eşi ona geri dönene kadar bekledi. Oğlu ve karısının yanına dönen Bedri Rahmi Eyüpoğlu 1974'de vefat edene kadar ailesi ile mutlu bir ömür yaşadı…Facebook Twitter Instagram Slack Kodcular Editör Sponsor
Uzun yıllar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi ve çocuğunun annesi Eren’e olan aşkı konuşuldu. Ta ki Bedri Rahmi’nin Mari Gerekmezyan ile yaşadığı tutkulu yasak aşkın hikayesi ortaya çıkana kadar. Öyle ki ona Karadutum şiirini yazdıracak, paha biçilmez tablolarını sattıracak kadar büyük, birkaç yılla sınırlı kalacak kadar kısa ve hüzünlü bir aşk… Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Mari Gerekmezyan arasındaki yasak aşkın hikayesi 1940’ların başları. Evli ve yeni çocuk sahibi olmuş olan Bedri Rahmi Eyüboğlu Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistanlık yapmaktadır. O sırada heykel bölümüne misafir bir öğrenci gelir. Esmer bir Ermeni kızı Mari Gerekmezyan. İkili arasında filizlenen yasak aşk sanat ile beslenir ve ortaya büst, tablo ve şiir gibi sanat eserleri çıkar. Mari, Bedri Rahmi’nin büstünü yapar. Bedri Rahmi ise Mari’ye portreler çizer ve şiirler yazar. Karadutum Bedri Rahmi Eyüboğlu, en bilindik şiirlerinden biri olan Karadutum’u da zannedildiği gibi eşi için değil Mari için yazmıştır Karadutum, çatalkaram, çingenem, Daha nem olacaktın bir tanem, Gülen ayvam, ağlayan narımsın. Kadınım, kısrağım, karımsın… Geride kalan sanat eserleri ve sonradan ortaya çıkan mektuplar ile ölümsüzleşen bu fırtınalı yasak aşk kısa sürer. Çünkü Mari, dönemin öldürücü hastalığı tüberküloza yakalanır. Tedavi görecek parası da bulunmamaktadır. Üstüne üstlük Mari ardı ardına önemli eserler üretmiş olmasına rağmen yaşadığı yasak aşk ve Ermeni oluşu nedeni ile ailesi, sanat çevresi ve toplum tarafından dışlanıp yok sayılmıştır. Bedri Rahmi ise elinden ne gelirse yapmaya çalışır. Paha biçilmez tablolarını haraç mezat satıp Mari’nin ilaçlarını alır. Ancak Mari 1947 yılında henüz 34 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Mari kısacık hayatına kocaman bir aşk sığdırmayı başarmış olsa da, o kısa hayatı evli, çocuklu ve üstüne üstlük tanınmış bir adamın hayatında ikinci kadın olmanın yarattığı ezginlik ile sürdürmek zorunda kaldı. Uğradığı etnik ve sanatsal dışlanma da cabası oldu. Ardında bıraktığı eserlere hak ettikleri değerler gösterilmedi. Adına anılması gereken listelerde yer verilmedi. Belki Bedri Rahmi’nin ününden ötürü geride bıraktığı mektupla bulunmasa, bugün adı bile bilinmeyecek ve zikredilmeyecekti. Mari Gerekmezyan için başta bir ihanetin parçası olması nedeni ile olumsuz şeyler de söylenebilir. Ancak ne yaptıysa aşkı için yaptığını da unutmamak gerekir. Hele ki bir aşk üzerinden geçen 70 senenin ardından hala konuşulabiliyorsa… Mustafa Kemal ve Eleni Manastır’da büyük ve yasaklı bir aşk hikayesi
karadutum çatal karam çingenem hikayesi